Şimdi Cunda Zamanı

187
0

Kazdağları’nın mis gibi havasını içimize çekmişken, tarihi ve kültürel zenginliğiyle bizleri kendine çeken adeta bana da gelin, nidasıyla haykıran Cunda’ya da uğramasak olmazdı!

Kimisine göre Cunda kimine ise Alibey, siz hangi grupta olursanız olun her yol aynı güzelliğe çıkıyor. Kaç yıl oldu bilmem ama görmeyeli bayağı değişmiş, canlanmış, yeniden doğmuş gibi. Hele bir de uzun süre evdeki yaşamdan sıyrılıp kendimizi dışarıya attığımız şu günlerde gezmek bizim için nasıl da kıymetli anlatamam.

Gelmek için tabi ki bayram değil, seyran değil bir de hafta sonu değil sakin günlerden birini seçmek gerekiyor. Yoksa iğne atsan yerde arada bulasın!

Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Cunda Adası, 1924 yılında gerçekleşen mübadele sonrasında Girit ve Midilli Adasından gelen göçmenlerin yaşadığı yer olarak biliniyor. İster tarihi, isterse kültürü ve doğal güzelliğiyle Ayvalık’ı solladığı dilden dile dolaşıyor.

1964 yılında inşa edilen Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü olarak da bilinen köprü ile Cunda’ya ulaşıyoruz. Buralara aracımızla gelince ilk karşılaştığımız sorun park yeri oluyor. Sakin zamanda gelince onu da kolayca çözerek kalacağımız yere yakın boş bir arazide verilen otopark hizmetiyle çözüyoruz. Parkı halledince ikinci sorunumuz konaklayacağımız yeri bulmak olarak karşımıza çıkıyor. Tarihi sokaklarda yer alan taş binalardan bir otelde yerimizi hemen ayırtıyoruz. Sezonda ve yoğun döneme rastlarsa gelişiniz, önceden muhakkak yerinizi ayırtmadan yola çıkmayın derim.

Otelimize yerleşince tarihi sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz. Hemen yakınımızda yer alan Taksiyarhis Kilisesi ( Rahmi M. Koç Müzesi) ile gezmeye başlıyoruz.

Taksiyarhis Kilisesi ( Rahmi M. Koç Müzesi)

Duyduğumuza göre hem Cunda’da hem de Ayvalık’ta  birer adet Taksiyarhis Kilisesi yer alıyormuş. Yıllar önce geldiğimde terk edilmişliğin verdiği yalnızlıkla yıkılmaya yüz tutmuş bir haldeyken, yeniden doğmuş gibi restore edilerek, Rahmi Koç Müzesi olarak hizmet veriyor.

Kilise döneminde Müslümanlarla, Hıristiyanların iç içe birlikte yaşadığı bölgede 1873 yılında inşa edilmiş. Merdivenlerinde sarımsak taşının kullanıldığı kilise Neo klasik tarzda tek kubbeli ve bazilika tipinde dikdörtgen planlı bir mimariye sahip. 2011 yılında Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından kiralanan kilise, restorasyondan sonra müze olarak hizmet veriyor. İçerisinde İstanbul ve Ankara’daki Koç Müzeleri’ne benzer eserler sergileniyor. Açıkçası bizi biraz hüsrana uğrattı. Keşke içeriyi doğal yapısıyla bırakıp, teknoloji müzesi haline dönüştürmeselermiş daha etkileyici olurdu.

Cunda sahilinde biraz yürüyüşle hava alalım,

Adanın en hareketli yeri sahili. Mevlana Caddesi olarak bilinen sahilin hemen hemen tamamı trafiğe kapalı.

Yürüyüş yolunun hareketliliği, gündüz sakin geceleyin balık restoranlarının kalabalığı, dondurmacıları, kafeleriyle en çok tercih edilen yer sahili oluyor.

Aşıklar Tepesi &Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı

Burası adanın en güzel seyir köşesi, Aşıklar Tepesi’ne çıktığınızda Cunda, Ayvalık ve çevredeki adalar önünüze bir güzel seriliyor. Tepenin zirvesinde Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı ile Panaya Kilisesi’de yer alıyor.

1924 yılında zorunlu mübadelenin ardından Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olan manastır, Agios Yannis Kilisesi ve kilisenin hemen yanında yer alan değirmen zamanla harabeye dönüşmüş. Yapının en önemli özelliği 17. ve 18. Yy. ait zengin bir kitaplığa sahip olmasıymış.  Harabeye dönüşen yapı 2007 yılında Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından restore edilerek güzel bir kitaplığa dönüşmüş.

Aşağıdan nereden bakarsanız bakın değirmeni rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bu görünümüyle Cunda’nın sembolü haline dönüşmüş bile. Tepeye çıktığınızda önce önünüze serili manzaranın güzelliğinden sıyrılıp, değirmene doğru yürüdüğünüzde ufak hediyelik eşya bölümü ve manzaraya karşı keyifle kahvenizi içebileceğiniz kafe de yer alıyor. Kahve diyorum çünkü böyle yerlerde kahve içmeyi çok seviyorum. Tıpkı diğer müzeler gibi pazartesi hariç diğer günler belli saat aralığında ziyaret ediliyor.

Taş Kahve’de bir mola,

Geçmişi Giritli Hüseyin Bey’e kadar uzanan bu ünlü kahve sahilin tam ortasında yer alıyor. Giritli Hüseyin Bey, mübadeleden önce Girit’te de kahve işletiyormuş. Cunda’ya gelince aynı işini burada devam ettiriyor.

Özellikle damla sakızlı kahvesiyle meşhur olan Taş Kahve, kapalı bölümünde adanın gönlü genç ihtiyarlarını, açık kısmında ise bizim gibi ziyaretçileri ağırlıyor.

Burayı öyle sevdik ki iki defa uğruyoruz. Akşam uğradığımızda kapalı bölümde duran kahve döveceğini bir Herkül kuvvetine sahip olamadığımızdan yerinde oynatamazken sadece göstermelik fotoğrafımızla yetinirken, sabah yürüyüşünde etrafa önce sesiyle sonra mis gibi kahve kokusunun izini sürünce kahve döveceğinin ahenkli vurusunu izlemek müthiş keyifliydi. Tabi ardından içilen kahvenin tadı da anlatılmaz sadece yaşanır…

Gelmişken Ege’nin serin sularında serinleyelim,

Sahilde de plaj yerleri var ama nedense bizim canımız kıyıdaki plajları çekiyor. Adanın merkezinden uzaklaşınca bakir alanlar, derme çatma işletmeler başlıyor. Bakir yapısını bozmadan birkaç bungalow, bir bar kafe, birkaç şezlonglu bir işletmeye girerek günü değerlendiriyoruz. Deniz bilindik Ege’nin serin suları, oldukça temiz, hava da güzel olunca keyfimize diyecek yok! Şezlonglar ücretli, yeme içmede makul fiyatlarda.

Ara sokaklarda dolaşmak,

Tasarımlardan tutunda, süs eşyalarına, şık bluz kıyafetlere kadar birçok seçenekte butikler olduğu gibi etrafa renk katan balıkçılar, kafeler, barlarda gündüz başka gece başka bir renk katıyorlar. Bu güzelliğin, kalabalığın arasında dolaşmak oldukça keyifli. Her ne kadar balık lokantaları sahile konuşlansa da ara sokaklarda oldukça şık, samimi yemek yiyebileceğiniz seçenekler de fazla!

Gecenin kalabalığından çok sabahın tenhalığını sevenlere de gün doğumundan sonra ister sahilde isterseniz ara sokaklarda muhakkak kaybolun derim. Sessiz ıssız sokaklarda akşam kalabalıktan göremediğiniz farklı güzellikleri keşfedeceksiniz. Hele bir de tarihi fırından yeni çıkmış çıtır çıtır simidin, ekmeğin tadına doyum olmuyor.

Ayvalık merkeze bakıp, çıktık

Her ne kadar Cunda gözdemiz olsa da Ayvalık’a uğramadan olmazdı. Yıllar öncesinden hafızamda kalanlardan Sarımsaklı Plajı, sokaklarda yediğimiz lokmanın lezzeti, tarihi sokaklarının güzelliği aynı şekilde her şey yerli yerindeydi. Buraya çok fazla zaman ayıramasak da Şeytan Sofrası’na uğramasak olmazdı.

Şeytan Sofrası,

Buralara en son gelişimiz çok ama çok seneler önceydi. Kısa bir tırmanışın ardından bir kayanın üstünde önüne serili Ayvalık’ın güzelliğine vurulup, ayrılmıştık. Şimdi o günlerden geriye kalanların üzerinde yeller esiyor. Yol aynı yol belki biraz daha bakımlı ve ulaşım da kolay. Girişinden tutunda etrafı saran kafenin konumuyla bir de üstüne binen kalabalığa diyecek söz bulamıyorum. Havaya uçuracak rüzgarı ve önümüzdeki manzaranın güzelliği değişmeyen tek gerçek.

Nerede kalınır?

Cunda’ya günübirlik gelip dönmek olmaz! Gelmişken kalacaksın, tarihi sokaklarda kaybolup, eski bir yapıda konaklayacak buranın güzelliklerini doyasıya yaşayacaksın.

Biz spontane olarak Koç Müzesi’nin hemen karşısındaki Mithatpaşa Sokağı’nda  adaya özgü eski mimarik yapılardan birinde, butik otelde kaldık. Merkezden uzak yerler olduğu gibi plajda kamping tarzı konaklama alanları da mevcut.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here