Ne Güzelsin Datça

192
2

Sabah kalkıp kapıları açıyorum

Bütün herkes geliyor

Serçeler kumrular İsa çiçekleri

Bulutları çağırıyorum geliyorlar

Gökyüzü çok fena mavi

Yürüyemiyorum ayaklarım yok

Sanki bir ruhum

Sanki badem ağacıyım

Benim çağlalarımı yiyin

Bir kadeh rakıyla

Dünyada Can’ın yaşadığını hatırlamak için

Şerefinize!

Dünyada Can’ın yaşadığı yere Datça’ya yolum düşüyor. İlk defa geliyorum buralara daha önce neden gelmediğime de hayıflanıyorum.

En güzel zamanı eylül-ekim, dediler. Ekimi yollamadan düştüm yollara… Hava güzel, Datça güzel hepsinden önemlisi denizi bir başka güzel… Datça üzerine söyleyecek ne çok şey varmış meğer. Kısa bir kaçamak tatil için deneyimlediklerimi yazdım, yaşamayı düşlediklerim de şimdilik geleceğe dair planlarda…

Gelmek için havayolunu tercih ediyorum. Sabiha Gökçeden, Dalaman’a yaklaşık 50 dakikalık süren yolculuğun ardından, Dalaman’dan Datça’ya belli saat aralıklarında çalışan özel yolcu araçlarının (shutlle) kalkış saatini bekliyorum. Öğrendiğime göre üç farklı firma bu işi yapıyor. Hepsi oldukça ilgili ancak içlerinden birini seçiyorum. Önceden de muhakkak rezervasyon yaptırıyorum. Mavi Transferle 3 saatlik yolculuğun ardından Datça merkeze geliyorum. Geceden gelip yerleşiyorum, arkadaşımın evine. Konaklayacak yer telaşı da olmuyor.

Sabah arkadaşımla erkenden kalkıyoruz. Ege’nin sunduğu nimetleri; otları, zeytini, reçeli yöreye dair ne varsa kahvaltıda mideye indiriyoruz. Kısa bir merkez turunun ardından Datça’nın meşhur büklerini keşfe çıkıyoruz.

Datça’nın Meşhur Koyları,

Eski Datça’yı yarına bırakıp büklerin içinde en meşhuru Palamutbükü’ne doğru ilerliyoruz. Palamutbükü’nde keyifli saatlerin ardından, Mesudiye’de ne kadar bük, koy varsa dolaşıyor, sularında serinliyoruz. 

Havası, doğası, ıssız köşeleri, nefis manzarasıyla çok kere gelip gideceğim şimdiden belli oldu. Meşhur olanların çoğu Mesudiye’de. Meşhur koylar sırasıyla şöyle;   Kızılbük, Hayıtbükü, Ovabükü, Kurubük, Akvaryum Koyu, Palamutbükü ve Ovabükü geliyor. ‘’Hangisini sevdiniz?’’ derseniz, tek cevabım olacak, hepsini. Bildiğimiz koylardan oldukça farklı çünkü buralar şimdilik bakir. Çok fazla yapılaşma ve kalabalıkla sarılıp sarmalanmamış. Güzelliği de zaten sakinliğinde! Etraflarında ihtiyacınızı giderecek birkaç tesis var ancak onlarda göz yoracak, güzelliği bozacak tarzda değil. Koylarda şezlonglu kısımlarda yer alırken, şezlongsuz yerlere de havlunu atıp keyif yapabiliyorsun. Kimse gelip karışmadığı gibi şezlongların dışında koyların sahibi sizler oluyorsunuz.

Denizin güzelliğine, berraklığına, bir de temizliğine diyecek bir şey bulamıyorum çünkü çok güzel. Hele bir de sonbaharda el ayak çekilince tadına doyum olmuyor. Bu güzel günü Ovabükü’nde tamamlıyoruz. 

Güneş’i Uyandırmak,

Burada gün doğumu güzel olduğunu duyunca, geceden sözleşiyoruz.  Ertesi gün sabah daha gün aymadan, gün doğumuna yetişmek için sahile yürüyoruz. Bizden önce sabah sporuna başlayanlar çoğunlukta, biz de aralarına karışıyoruz. Güneş, yüzünü gösterdiği an, durup sessizce seyrediyoruz. Tek kelimeyle nefis! Güneş’in yeni bir güne uyanışıyla, bizim için yeni bir gün başlamış oluyor. Yaklaşık bir saat kıyı boyunca yürüyüş yapıyoruz.

Eski Datça Sokaklarını Adımlamak,

Eski Datça denilince aklıma hemen Can Yücel geliyor. Belki de bize burayı sevdiren, ilgimizi uyandıran Can Baba…

Taş yollarda yürüyorum. Geriye kalan bir şekilde kurtarılmış eski evler, sokaklar… Kimisinde hayat tam gaz devam ederken, kimisi de bahara kadar kepenklerini indirmiş bile. Yazdaki kadar canlılık olmasa da yine bir hareketlilik var. Her yerini dolaşıyorum. Can Yücel’den bir şeyler belki de bir iz arıyorum. Yaşadığı evin kapısına kadar gidiyorum. Kendisine dair, fotoğraflar, şiirlerinden birkaç demet, bir de  not, ‘’ Can evi bir müze değildir. Burası ev olarak kullanılmaktadır. Anlayışınız için teşekkürler.’’ yazıyor. Evde ne bir ses ne de bir hareketlilik var. Bahara kadar sessizliğini koruyacak gibi görünüyor. Kafelerin olduğu sokağa doğru yürüyorum. Beni çeken yerde durup bir masaya ilişiyorum. Burası hem bir otel hem de kafe, 4 Oda olarak biliniyor. Nefis tatlıyla birlikte kahve keyfini burada yapıyorum. Tıpkı buralı gibi, Can gibi havasını içime çekiyorum. Biraz ilerideki butikten de bileklik alıp, keşfedemediğim yeni plajlara doğru ilerliyorum.

Datça’da Son Saatlerim,

Karaincir Koyu’na geliyoruz. Denize doyamıyorum. Son saatlerde olsa suda keyif yapıyorum. Su nefis! Ege bir başka güzel de burası bambaşka…

Datça’dan Geriye Kalanlar,

Berrak koyları, nefis gün doğumu, batımı, bal-badem-balık, rüzgarı, güzel yürüyüş rotaları, mis gibi temiz havası,  Can Yücel ve şiirleri…

Tekrar Gelmek İçin Nedenlerim,

Knidos Antik Kenti’ne bir günümü feda edeceğim. Her taşa dokunup, kente dair hikayeyi dinleyip, Ege’nin güzelliğine büyülenirken, Güneş’i burada batıracağım.

Karadan değil bu sefer, denizden kıyısını bucağını keşfedeceğim. Kısa da olsa maviliklere doğru açılacağım.

Karia yürüyüşüyle, kıyısını bucağını adım adım dolaşacağım…

Kısa bir tatilin ardından evime dönsem de biliyorum ki buraya tekrar tekrar geleceğim.

2 YORUMLAR

  1. Datça yi gezmek için mutlaka okunması gereken bir yazı olmuş. Fotoğraflar ve yazılarınızla yine harikalar yaratmışsınız.
    Teşekkürler.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here