Kazdağları’nda Güzel Bir Köy- Yeşilyurt Köyü

192
0

Gün geceye doğru evrilirken virajlı yolda ilerliyoruz. Tek isteğimiz bir an önce varmak. Tam yolun kıvrımındaki levhayı görünce yan yola sapıyoruz. Görünüşte yol uzunmuş gibi görünse de hemen ilk taş bina uzaktan görünüyor. Burası sonradan yapılan bir otel. Köyün dokusuna göre yapılmış olması da ayrıca güzel. Köyün meydanına varıyor, aracımızı buraya park ediyoruz.

Valizlerimizi çeke çeke geceyi geçireceğimiz otelimize varıyoruz. Burası küçük bir butik otel. Kadın girişimcinin eliyle hayat bulmuş, altı odalı güzel bir otele dönüşmüş. Otel konsepti de oldukça ilgi çekici, eski Türk filmlerinden derlemelerle süslenmiş. Özellikle sinema gecelerinde tekrar eden ‘’Al Yazmalım, Hababam Sınıfı’’ bunların başını çekenlerden…’’Burası neresi?’’ dediğinizi duyar gibiyim. Sardunya Otel, küçük olmasına küçük ancak bir aile gibi yakın ve samimi sıcak bir ortam.

Odamız sabah köy manzarasına karşı kahvaltımızı yapacağımız ve aynı zamanda çok amaçlı kullanılan terasa bakıyor. Yol yorgunuyuz, hemen sızıp kalıyoruz.

Sabah erken bir saatte gözlerimi açıyorum. Bizimkilerin uyanmasına ve kahvaltıya daha çok vakit var. Gün de aymış, güneş ışıl ışıl uzaktan gülümsüyorken, köyün ıssız sokaklarında dolaşmaya başlıyorum. Çok severim, sabah dolaşmalarını. Sessiz, bomboş sokaklarda dolaşırken fotoğraf çekmeyi de dolaşmayı sevdiğimden daha çok seviyorum. Boşta durmuyorum tabi ki fotoğraf çekerek ilerliyorum.

Gece ve gündüz kalabalık köy meydanın sakinliği, etrafın sessizliği büyülüyor. Birkaç kafe, dükkan ve küçük bir fırında kıpırtılar var. Ara sokaklardan yukarıya doğru tırmanıyorum. Köyün dışına doğru ilerlediğimde büyük bir otelle karşılaşıyorum. Tıpkı köyün girişindeki gibi ama ondan daha büyük havuzlu, taştan etrafına verilen özenden anlaşıldığı gibi lüks bir otele benziyor.

Biraz ilerleyince yeni kurtarılmaya çalışılan evde çalışma sesleri etrafa yayılırken, etrafımı köyün haylaz köpekleri sarıyor. Belli ki oyun istiyorlar. Biraz okşadıktan sonra köyün içine doğru süzülüyorum. Keşfetmediğim sokak aralarında dolaşıyorum. Kahvaltı saati yaklaşınca Sardunya Otel’e yöneliyorum. Terastaki yerime,  Türkan Şoraylı sandalyeme yerleşiyorum. Köyün manzarasına karşı yapılan kahvaltının ardından özel ev yapımı şerbetli sabah kahvesini de yudumlayınca bu güzel havalı günü  deniz kıyısında tamamlamayı düşleyerek aracımızla köye en yakın sahile Küçükkuyu’ya doğru gidiyoruz. Küçükkuyu’dan Assos sapağında yer alan Limantaşı işletmesinin sahilinde gün boyu takılıyoruz. Burası küçük bir işletme hem plaj hizmeti hem de gün boyu yeme içme ihtiyacımızı gideriyor. Özellikle akşamları bir ağacın altına yerleştiğimiz masanın etrafında denizin sesiyle rakı balık keyfine de diyecek yok!. Özellikle sardalya yemeden ayrılmayın, fiyatlarda uygun!

Kazdağları denilince hep Adatepe Köyü en çok bilinse de benim kalbimi Yeşilyurt çaldı. Adatepe’ye göre daha samimi daha köy havasında oluşu belki.

Biraz Yeşilyurt’un tarihçesinden bahsedeyim;

Adatepe gibi eski bir yerleşim yeri Yeşilyurt. Eski ismi Büyük Çetmi olan köyün 90 haneli yaklaşık 200 kişilik nüfusu varmış. Tıpkı Adatepe’de olduğu gibi, Yeşilyurt’ta eski taş evleriyle, dışarıdan gelenlerin ve özellikle yabancıların gözdesi haline gelmiş. Biraz burada kalıp, işletmecisi ve yereliyle sohbet ettiğinizde ne kadar değerli hale geldiğini fiyatları duyunca anlayacaksınız.

Köy halkının geneli Yörükmüş. Yörükler buraya yerleşeli çoktan göçerliği unutmuşlar bile. Yörenin halkı şöhreti her tarafa yayılan zeytincilikle geçiniyor. Küçükkuyu’dan sadece 3 km uzaklıkta olunca da, köyün temiz ve dinlendirici havası, özellikle orta ve üst yaş konukları oldukça cezbediyormuş. Köyde konaklama olanağı da oldukça fazla sabah yürüyüşümde birçok otele dönüşmüş evlere ve yeni yapılan taş otellere rastladım. Gelince çok rahat kalacak yer bulunuyor. Köyde dolaşırken bu yöreye ait otlu dondurmada oldukça ilgi çekici. Başta kekik olmak üzere her türlü ottan yapılan dondurmanın tadına bakmadan dönmeyin.  Yılın sekiz ayı hareketli olan köyde birkaç ay sakin geçiyormuş. Gelince sadece konaklayıp gitmeyin, macera arayanlara da alternatifler var. Mesela  meraklılarına Off-road ve trekking rotaları da mevcutmuş. Denemedim ama denemek isteyenlere öneri olarak buraya yazıyorum.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here