JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Sakız ( Chios) Adası Gezi Günlüğü

Yazan

IMG_0627 - Kopya

Antik Yunan şairi Homer’in dediği gibi, ’’ Ortaçağ Köylerinin ve doğal sakız ağacının adası.’’ Olarak  bilinen Sakız, bir hafta tatil yapılabilecek  yakın Ege adalarından da biri. Son yıllarda yeni rotamız Alaçatı. Kıştan tutun yazına kadar ayrı dönemlerde Çeşme –Alaçatı yolculuğumuzda bir anda uzun bir bayram tatili planını, Çeşme’nin  karşısında sıcak bir gülümsemeyle bekleyen Sakız adasına yapıyoruz. Dört kişilik tatil programımızda adanın en güney ucunda yer alan,  genelde teknelerin sığındığı korunaklı bir koyun etrafına yayılan  Emporios Köyü’nü konaklamak için tercih ediyoruz. Çeşme’den her gün 8’de kalkan feribotumuz yaklaşık 45 dakika sonra adada oluyor. Gümrük kontrolünden geçtikten sonra Chios’ta (Sakız) bir kahve molası veriyor, kiralık araçlarımıza geçiyoruz. Köyümüz buraya oldukça uzak, aracımızla ana yolda ilerlerken bazen sahile bazen de iç kesimlere sapmak suretiyle virajlı yolları tırmanarak adanın güney ucunda yer alan Emporios Köyü’ne varıyoruz. Küçük bir koyda yer alan köyümüz, geneli ada halkından oluşan işletmecilerin birbirini tanıdığı, kendimizi yabancı hissetmeyeceğimiz ender yerleşimlerden de biri. Köyde bir kaç taverna ve otel, geneli yaşam alanı yapılardan oluşuyor. Köyden yaklaşık 500 metre ileride, rahat bir yürüyüşle  ulaşacağımız Mavra Volia Plajı yer alıyor. Tamamında volkanik siyah taşların yer aldığı sahilde, plaj havlumuzu yere serip kendimizi serin sulara atıyoruz. Sabah başlayan yolculuğumuzun yorgunluğunu  serin sularda bırakıyoruz.

Birkaç saat süren deniz maceramızın ardından evde yiyecek ihtiyacımızı gidermek için market arıyoruz. Maalesef her şeyi bulabileceğimiz bir market Emporios’ta yok. Köyün içinde yer alan dükkanda birkaç çeşit peynir, içecek ve ekmek satılıyor. Köydeki marketten aldığımız yiyeceklerle idare ederken, bulunduğumuz yere en yakın Pirgi’ye doğru gidiyoruz.  Pirgi’nin girişinde yer alan ve geriye kalan günlerimizde de her gün ihtiyaçlarımızı karşıladığımız marketimizi buluyoruz.

IMG_0875

Ada da ikinci güne sahile vuran dalgaların; ‘’hışır hışır’’ sesiyle uyanıp, güzel bir kahvaltının ardından adamızda yeni keşif turlarına başlıyoruz. Yolumuzun üzerinde yer alan Pirgi Köyü’ne uğrayıp köyün taş kaldırımlarında dolaşıyor, biraz keşif yapıyoruz. Adalılar, güler yüzlü. Yöreye has olan damla sakızlı likörlerden ikram ediyorlar. Güne likörle başlamak da çok güzel. Yol boyunca yer alan sakız ağaçları damla damla süzülürken, mis gibi kokusu etrafa yayılıyor.  Ardından Yunan  kahvesiyle ( bildiğiniz Türk kahvesi, biraz daha az kahveli ve fincanı büyük olarak servis ediliyor.), damla sakızlı reçel de ikramı ediliyor. Pirgi’de çok fazla oyalanmadan plaj arayışına çıkıyoruz. Yolumuzun üzerinde yer alan Ortaçağ’dan kalma köylerden biri olan  Olimpi Köyü’nü geçip Mesta’ya  doğru ilerlerken  solda minik bir tabelayı takip ederek Apothika Plajına ulaşıyoruz. Ada da yaptığımız en güzel keşif de burası oluyor. Müsait yere aracımızı park edip, aşağıda gizlenmiş bizi bekleyen cennete ulaşmak için yaklaşık yüz merdiven iniyoruz.

Suyu muhteşem, tenha ve bakir oluşu tarifsiz.  Ara sıra acıktığımızda ya da susadığımızda biraz yorucu tırmanışın ardında; yukarıdaki manzara büyü etkisi yapıyor. Belli zamanlar aralıklarında farklı grupların katılımıyla kalabalıklaşan sahilin geneli tenha. Doğal plaj severlerin vaz geçilmezleri arasına girecek koyumuz;  aynı zamanda dalış meraklılarının da favori alanı. En güzel sahil keşfimizi yapınca diğer günlerimizin zamanlarını da buraya hediye ediyoruz.

Günbatımına kadar zamanımızı geçirdiğimiz plajımızdan; sıcak saatlerde adanın ortaçağdan kalma köylerine doğru süzülüyoruz.

IMG_0591 - Kopya

Ada da üçüncü günle başlayan yeni serüvenimiz yine Pirgi Köyü.  Bu sefer uzun uzun sokaklarında dolaşıp köyün meydanında yer alan kahvesinde oturup, yöreye has içecekleri yudumluyoruz. Dantel gibi motif motif işlenmiş binalar, değişik havası, sakız likörü ve güler yüzlü insanıyla keyifli şirin köylerden biri. Ara sıra merakla girdiğimiz dar ve serin sokaklarında orta yaşı çoktan devirmiş teyzelerin damla sakızı ayıklamaları, birbiriyle yüksek sesle sohbetlerine sadece bir selam, yanında hafif gülümsemeyle eşlik ediyoruz.

Pirgi’den çıkınca Mesta’ya doğru ilerlerken Olimpia Köyü karşımıza çıkıyor. Minik Mesta olsa da onun kadar pek meşhur değil.  Olimpia daha sakin.  Eski taş sokaklar, dar ve yüksek  taş duvarların  etrafını  saran asmalarla tipik Mesta’nın yavrusu diyebiliriz. Köyde çok zaman kaybetmeden yönümüzü Mesta’ya çeviriyoruz.

IMG_0759

Mesta, Kale’nin içinde saklı bir cennet. Köye her hangi bir taş duvarın aralığından açılan kemerden girdiğimizde; taştan  dar, duvar üstlerini, kemer   aralarını süsleyen asmalarla mistik sokaklarda yavaş yavaş ilerliyoruz. Meydana çıktığımızda bir anda yoğun kalabalıkla karşılaşıyoruz. Yaklaşık üç saat her yerini adımladıktan sonra meydanda verilen kahve molasıyla keyfimizi tamamlıyoruz.

Gün bitmeden  plajımız olarak ilan ettiğimiz Apothika’nın serin sularına kendimizi atıyoruz. Gün batımıyla  günü tamamlayıp köyümüzün yolunu tutuyoruz. Ertesi gün yakındaki plajları keşfe çıkıyoruz. Köyümüze en yakın Komi Plajı’na geliyoruz. Burası bizim köye göre daha kalabalık;  geneli pansiyon ve yazlık sitelerin yer aldığı; uzun kumsalın kıyısına dizili taverna ve barlardan oluşuyor. Hava soğuk olduğu için sahilde az insan varken deniz de kudurmuşçasına rüzgarlı ve dalgalı. Bir sıcak içeceğin ardından hemen yakın köylere kendimizi atıyor;  yeniden Mesta’ya doğru ilerliyoruz. Tekrar sokakları dolaşıyor, bir daha ki gelişimizde konaklayacağımız köyümüzü de şimdiden seçmiş oluyoruz.

Hava biraz yumuşadığında dalgasız taşlık kumsalımıza yani Apothika kavuşuyoruz.

IMG_0818

Yeni bir gün, yeni bir macera yolculuğumuzla başlıyor. Biraz daha uzaklara doğru süzülüp bu sefer Pirgi’ye uğramadan seramikleriyle ünlü Armolia Köyü’ne geliyoruz. Yolun üzerine dizili seramik dükkanlarına girdiğimizde seramik havuzunda yüzer gibi yüzlerce çeşitle karşılaşıyoruz. Biraz da indirimle birkaç tane hatıra seramik tabak alıyoruz.

Her gün yeni keşiflerle geçen tatilimizin son gününde; akşama kadar olan vaktimizi biraz uzaklara doğru yol alarak değerlendiriyoruz. Ada da kaldığımız diğer günlerde bir türlü gidemediğimiz Lithi Plajı’na geliyoruz. Lithi’ye gelmeden önce yolumuzun üzerinde Mesta’nın ikizi diyebileceğim belki onun kadar popüler olmasa da güzelliği ve sakinliği ile çekici olan Vessa’dan geçiyoruz. Lithi Plajı’na vardığımızda küçük bir kumsal, ışıl ışıl deniz bizi karşılıyor. Ancak çoğunluğu bizim yerlilerin istila ettiği koyda, iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık olduğunu görüyor; yarım saatlik dinlenmeyle uzaklaşıyoruz.  Denize girme hayallerimiz bir anda bu güzel denizde suya düşüyor.

Tekrar Vessa’ya gelip son kez Yunan yerel tatlarını deniyoruz. Kendime en güzelinden musakka söylüyorum. Yanında cacıkla  nefis… Dev bir çınar  altında, önümüzde  musakka ve cacık, bir de mis gibi hava; etrafa yayılan çiçek kokusu… Hepsi karnımızı, ruhumuzu  tıka pasa doyuruyor. Vessa Köyü’nün dar gizemli sokaklarında biraz turladıktan sonra dönüş yolculuğumuz başlıyor.

Ada da saatlerimiz yavaş yavaş biterken  geldiğimiz köyümüze, vatanımıza doğru yaklaşıyoruz.  Son  içilen kahveyle  adaya veda edip; aracımızı da teslim ederek  eve dönüyoruz. Chios’a ise veda etmiyoruz. Pirgi, Mesta, Lithi, Vessa, Olimpia artık bizim yeni evlerimiz, tekrar tekrar gideceğiz. Bir kere yetmez!..

 

 

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*