JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Kurusu, Evleri, Kültürel Değerleriyle Beypazarı Gezi Rehberi

Yazan

 

On kadın, dört belde, bir eğlence ve kuş cennetiyle bir gezimizi daha tamamlamış olduk. Neresi mi? Beypazarı, Mudurnu, Göynük, Taraklı ve Nallıhan Kuş Cenneti… Yedik, içtik, gezdik, eğlendik ve geldik. Birçok anı biriktirdik. Ekonomiyi canlandırıp, halkımızla kucaklaştık. Yeni yerler keşfettik, yeni arkadaşlar edindik. Gezimizin ilk durağı Beypazarı’ydı ve uzunca bir zamanı  buraya ayırdık. Burada konakladık, burada eğlendik, kıyı bucak keşfettik. Beypazarı gezimiz, yediklerimiz, içtiklerimiz, eğlencemiz, gördüklerimiz ve öğrendiklerimizi anlatmaya başlayalım o zaman.

İlk adım atar atmaz soluğu pazarda aldık. Sadece hafta sonu kuruluyormuş. Daha sabahın ilk saatlerinde hareketlilik başlıyor. Herkes kendine ayrılan tezgaha ürünlerini teker teker diziyor. Tezgahların genelinde bin bir derde deva otlar satılıyor. Mis gibi kokulu kekiğin, birkaç çeşidini birden burada bulabiliyorsunuz. Kimisi çorbanızın üstünü süslerken, kimisi sabah kahvaltınızı çeşitlendiriyor. Ya çayları? Ada çayı, kış çayı gibi çeşit çeşit hepsini kucaklayıp eve götürmek istiyorsunuz. Bir de cevizli sucukları var ki, tek kelimeyle nefis! Hemen tadıp, birkaç kilo alıyorsunuz. Bir tezgahtan alınca diğer hanımlar küsüyor. Sırayla hepsini ziyaret ediyorsunuz. Elinizde torbalarla bayram çocukları gibi dolaşıp duruyorsunuz.

 

 

Fırından yeni çıkmış kuruların kokusu bütün sokağı sarıyor. Tarihi sokakta bir aşağı bir yukarı yürüdüğünüzde sağlı sollu kuruları, yanında gevrek simitleri, poğaçaları görüyorsunuz. En çok kurular çekiyor. Mis gibi fırından yeni çıkmış kuruyu tattığınızda bir daha bir daha alıp yiyorsunuz. Nefis tatlar damağınızda dolaşırken, kokusu da cezbediyor. Bir iki kilo da bundan alıyorsunuz. Ellinizdeki torbaların sayısı artmaya başlıyor.

Biraz ilerlerken bir teyze dükkanından çıkıp sesleniyor,  ‘’ Zeytinyağlı yaprak sarması ve baklava tatmaz mısınız?’’ hemen yönünüzü çevirip baklavaya, sarmaya doğru uzanıyorsunuz.  80 yaprak tek tek açılıp, kocaman tepsiyi kaplamış, hepsini  kucaklamak istiyorsunuz. Dükkana girdiğiniz anda ikramlar da başlıyor. Almasan da tadına bakmadan geçemiyorsun.  Bir tane bir tane daha derken, bir pakette burada ekleniyor. Ya zeytinyağlı yaprak sarması, onu da tatmayı unutmuyorsun! Nefis! Bildiğimiz tatta yapılmıyor, biraz farklı ama çok lezzetli…

Eski Arnavut taşlarıyla döşeli sokaklarında bir aşağı bir yukarı yürüyorsunuz. 100 bilemedin, 200 yıllık geçmişe sahip eski yapıların arasında hiç sıkılmadan dolaşıyorsunuz. Birbirinden güzel evleri ve sokakları inan ki çok seveceksiniz.

 

 

Buranın gümüşlerinin de meşhur olduğunu biliyor muydunuz? Telkari ustalığı da çok yaygın. Eskiden burada yaşayan Süryanilerle başlayan gelenek hala devam ediyor. Büyük iki katlı Gümüşçüler Çarşı’sı olduğu gibi çevrede sık sık rastlayacağınız bir çok gümüşçü dükkanı da var. Kimisi fabrikasyon kimisi ustanın ellerinde şekillenen zengin çeşitte gümüşler sizleri bekliyor. O kadar güzeller ki, ‘’ Hangisini alalım?’’ diye uzunca bir süre karar veremiyorsunuz.

 

 

Burası aynı zamanda havuç cenneti. Türkiye’nin her yerine havuç burada üretiliyor. Bu nedenle halkı da havuç zengini. Havuçta çok para var. Çarşıda dolaşırken hemen bir dükkan önünde bilemedin tezgahta sıkılmaya hazır havuçlar sizleri bekliyor. Hemen tadına bakıyorsunuz. Küçük çıtır çıtır yemeklik havuçlar, bir kilo alalım derken ellerde torbalar çoğalıyor. Çok ucuz ve çok lezzetli. Tam yemeklik yani! Tek havuç suyu yok tabi. Reçeli, şekerlemeleri, lokumu tezgahlarda dizili. Şunu söylemeden geçmeyelim, buraya tedbirli gelmek gerek. Hepsinin de albenisi çok fazla. Almadan geçemiyorsunuz.

Gelmişken müzeleri de gezmelisiniz. Bizim de programımızda iki müze vardı. Birincisi Kent Tarihi Müzesi, ikincisi Yaşayan Müze. Beypazarı küçük bir alana kurulmuş bu nedenle her yere yürüyerek ulaşıyoruz. Müzeler de çok yakın.

 

 

Kent Tarihi Müzesi; merkezin biraz dışında yer alıyor. Yokuştan çıkınca hemen solunuzda eski bir okulun binasında yer alıyor.  Müze iki kattan oluşuyor. Giriş ücretli, tam 2 TL, öğrenci 1TL. Müzedeki çalışanlar sizi gezdiriyor. Günlük yaşama dair gelenek ve görenekleri de öğreniyorsunuz. Kültürel anlamda zengin bir bölgedesiniz. Türkiye’nin ilk kadın öğretmenleri de burada yetişiyor. Müzenin karşısındaki sokakta Filiz Akın’ın çocukluk yıllarında  yaşadığı evde yer alıyor. Müze’den aşağıya yürüdüğünüzde hemen sağınızda dokuma atölyeleri yan yana dizili.

 

 

İkincisi  Yaşayan Müze. Giriş ücretli tabi, özel müze olunca biraz daha fiyat fazla oluyor, tam :7 TL öğrenci:5 TL. İnanın geldiğinize pişman olmayacaksınız. Girdiğiniz anda her yerde farklı bir etkinlik yer alıyor. Her odada sizi karşılayan bir görevli var. Odadaki sergiye göre sizi hikayenin içine çekiyorlar. Müze üç kattan oluşuyor. Giriş katında günlük yaşama dair izler, gelenek göreneklerimizde Hacivat- Karagöz, Keloğlan ve diğer masallarımızı süsleyen kahramanlar yer alıyor. Ebru sanatından, kumaş baskısına kadar çeşitli etkinlikleri belli bir ücret karşılığında uygulamalı yapıyorsunuz. En üstü  çatı katı. 8o’inini çoktan devirmiş amca bu yöreye ait kumaş dokumacılığını birebir uygulamalı yapıyor.  Tezgahından çıkan ürünleri de satın alabiliyorsunuz. Fiyatlar çok uygun almadan dönmeyelim! Çıkmadan müzenin girişinde yer alan terasında bir soluklanma molası vererek, Beypazarı manzarasına karşı kahvelerinizi yudumluyorsunuz. Kahvelerin yanında birde günün manisi fincanınızın kulpuna bağlı geliyor. Kısmetinize ne çıkarsa sunum harika, hava da mis gibi olunca keyfinize de diyecek olmuyor.

 

 

Buraya kadar gelmişken merkezde yer alan Halk Eğitim Müdürlüğü’ndeki dokuma kilim ve kumaş atölyelerine de bir uğrayın. Sizde çok beğeneceksiniz. Kilimler büyüklerine göre belli bir sürede dokunuyor. En az iki ay sürüyor. İster bitmişini, isterseniz de sipariş vererek birer kilim sahibi oluyorsunuz. Desenleri çok güzel.

Gelelim yemeklerine; yöreye ait yemek çeşitleri de zengin. En başında yaprak sarması, güveci, baklavası, höşmerimi geliyor. Yemek çeşitlerinin zenginliği burada yetişen tarım ürünlerinden kaynaklı. Başta havuç, domates, salatalık, ıspanak, marul İstanbul ve Ankara pazarına burada yetiştiriliyor.

Çarşıda dolaşırken canınız közde kahve  ya da ateşte demlenmiş çay isterse hemen yönünüzü meşe közünde çay ve Türk kahvesine çevirin. Yeri bir ara sokakta, havada güzelse dışarıda, soğuksa da içeride sımsıcak ortamda hem yorgunluğu atıp, hem de keyfinize keyif katın. Biz yaşadık, sizde yaşayın…

 

 

Açık alanda bir dere kıyısında kahvaltı yapalım, akşam da eğlenelim derseniz doğru adres Çeşmeli Bağ. Beypazarı bir vadinin içine kurulmuş. Çevresinde çok güzel doğanın içinde mekanlar yer alıyor. Bunlardan biri de Çeşmeli Bağ. Bizde sabah yol yorgunluğumuzu atıp, güzel bir kahvaltı yapmak için buraya geldik.  Gezip, tozduktan sonra müzikli bir ortamda oynayıp, şarkı söyleyerek günü burada tamamladık. Çok ama çok eğlendik. Yalnız gezmek için değil araya da çeşitlensin diye eğlenceyi de sıkıştırdık.

 

 

Eğlenceden sonra geceyi bir konakta geçirdik. On kadın olunca konağı kapattık. Tercihimiz Bey Konak oldu. Hem merkezi oluşu, hem de az odası olması rahat etmemizi sağladı. Sabah kahvaltısından sonra Beypazarı’na veda edip, Mudurnu’ya doğru yola çıktık.

Buraya gelmek için en güzel zaman bahar. Şanslıyız hava da çok güzel keyifli dolaşıyoruz. Çok fazla da ziyaretçi yok, tam zamanında gelmişiz. Bundan sonra kalabalıklaşır. Gezimize renk katan ve bizi bilgileriyle zenginleştiren rehberimiz Adem Ertürk’e de çok teşekkür ediyoruz. Ayrıca uzun yıllar buraya hizmet eden, Beypazarı’nın adını duyuran ve kültürel değerlerin günümüze taşınmasına olanak sağlayan Sayın Mansur Yavaş’ a da çok teşekkür ediyoruz. Beypazarı eski Osmanlı evleri, kültürüyle yaşayan bir tarih. Ne yazık ki 1990’lar da yitip giderken kurtarılma çalışmaları başlıyor. Çevreyi şöyle dolaştığınızda evlerin çoğunun restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına  rağmen, geç başlanmasından dolayı birazının da yitip gittiğini hem görüp, hem de duyuyorsunuz. Güzel Anadolu’muzun şirin beldesine muhakkak gelin, yaşayın ve tanıyın. İnanın siz de çok seveceksiniz.

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*