JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Taşların ve Düşlerin Kenti DİYARBAKIR

Yazan

Çok uzak zamanların yakın tanığı, taşların ve düşlerin kenti bizim de düşlediğimiz kentlerden biri olunca bu sefer yönümüzü bir kere daha Güneydoğu’ya çeviriyoruz. Evet Diyarbakır’dayız.

Gelmek için sebep çok….

  1. Diyarbakır Surları

 

Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surları bu şehirde. Madem Çin’e gidemiyoruz, yurdumuzdaki surları görelim.’’ diyerek kuş misali soluğu Diyarbakır’da alıyoruz.

Şehirle bütünleşen surlar M.Ö. 4000-3000 yılları arasında ilk Huriler tarafından yapıldığı söyleniyor. Daha sonra gelip geçen uygarlıkların taş üstüne taş koyarak bugünkü halini aldığını görüyoruz. Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan şehir, 9 bin yıllık bir geçmişe sahip. Bir dönem Romalılar, Bizanslılar ve daha sonra da Osmanlıların egemenliğine geçen şehirde o döneme ait en güzel eser surlar oluyor. Yer yer yıkıklar olsa da UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan 82 burçtan oluşan surlar;  5 km uzunluğunda yaklaşık 10-12 metre yüksekliğinde bir kalkan balığı görünümünde. Eski şehre yani sur bölgesine dört farklı kapıdan giriliyor; Mardin Kapı, Dağ Kapı, Yeni Kapı, Urfa Kapı. Surların üzerine çıkmak tehlikeli gibi görünse de bir çok kişinin üzerinde dolaştığını görünce biz de tırmanıyoruz. Aşağıdaki manzara güzel, yukarıda ise  farklı bir güzellikle karşılaşıyoruz. Şehrin havası burada bambaşka! Uzayıp giden surlar üzerinde yürürken ara sıra da fotoğraf çekmeyi ve çektirmeyi ihmal etmiyorum. Gezilecek yerler Suriçi’nde; bu nedenle konaklamak için de tercihimiz bu bölge oluyor. Aynı zamanda şehrin kurulduğu yer de burası. Geçmişin izlerini burada sürüyoruz.

 

  1. Hz. Süleyman Cami, Arkeoloji Müzesi, Atatürk Müzesi ve Saint George Kilisesi

 

Gezimize ilk Hz. Süleyman Caddesi’nin bitiminde yer alan Saray Kapı Bölgesinden başlıyoruz. Günümüzün yarısını burada geçiriyoruz. Bölge bir iç kaleyi andırıyor. Geniş bir park  içinde bir tepede  tarihi mekanlar yer alıyor.  Hz. Süleyman Türbesi’ni gezdikten sonra soldaki merdivenlerden müzelerin yer aldığı bölüme güvenlikten geçerek giriyoruz. Giriş biletlerimizi alınca geniş bir alanda yer alan müzeleri ve tarihi yapıları sırasıyla; Atatürk Müzesi, Arkeoloji Müzesi , Aslanlı Çeşme, Saint George Kilisesi, Artuklu Sarayı’nı geziyoruz. İçeride yer alan kafenin terasında manzaraya karşı menengiç kahvelerimizi yudumladıktan sonra çıkıyoruz.

 

  1. Sülüklü Han

 

Gazi Caddesi’nden Mardin Kapı’ya doğru ilerlerken, Ulu Cami’nin karşısında yer alan ara sokaktan girince Sülüklü Han’a geliyoruz. Eski tarihi yapı gece sakinken gündüz bir o kadar kalabalık. Buranın en güzel keyfini gece yaşıyoruz. Mekanda özel şarapları yudumlayıp, yanında sunulan peynir ve etrafa yayılan müziğin eşliğinde zamanımızı güzel geçiriyoruz. Hafta sonu ve gündüz oldukça kalabalık olan handa akşamki huzuru yakalayamıyoruz.

  1. Sur Kapıları ve Burçlar

 

Mardin Kapı’ya gelince merdivenlerden yukarıya surların tepesine tırmanıyoruz. Yine surlar yine tırmanış yani. Aşağıda uzayıp giden parkta, havanın güzelliğinden kendini sokaklara atan halkın keyfine diyecek yok. Çimlerin üzerindeki masa ve oturaklarda çay keyfi yapanlar, parkta minderlere yayılanlar keyiflerine keyif katıyor. İnince bizde keyiflerine ortak olup birer demli çay içmeyi düşleyerek yukarılarda dolaşıyoruz.

Surların kıyısına kurulmuş tek katlı evlerin yer aldığı sokağa doğru ilerlediğimizde, havanın güzelliğine kapılmış kapı önünde oynayan çocuklar, sohbet eden kadın ve erkekler  bir o kadar iyimser halleriyle bize tebessüm ederek meraklı bakışlarla süzüyorlar. Biz yönümüzü Yedi Kardeş Burcu ve Evli Beden Burcu’na doğru çevirmiş, ilerliyoruz. Yedi Kardeş Burcu’nun önüne gelince durup üzerindeki sembollerin ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyorken, üstünde gezinen ve değişik pozda fotoğraf çeken gençlere imrenip, yukarıya çıkmak için yol arıyoruz ama maalesef bu tarafta çıkılacak hiç bir yer yok. Etraftaki delikanlılara sorunca bir tanesi; ‘’ var ama siz çıkamazsınız.’’ diyor. Ve bizi tırmandığı yere kadar götürüyor ve gerçekten tırmanılamayacak bir yer olduğunu görünce sadece seyretmekle yetiniyoruz. Aynı sokaktan aynı sevimli, meraklı bakışların arasından sıyrılıp, yolun aşağısına doğru süzülüyoruz.

 

  1. On Gözlü Köprü

 

 On Gözlü Köprüye doğru ilerlerken, bir tarafımızda bereketiyle uzayıp giden Hevsel Bahçeleri ve ona hayat veren Dicle Nehri, bir tarafımızda ise vızır vızır arabaların geçtiği işlek cadde.

Davul zurna uzaktan duyulurken, Dicle’nin kıyısına dizili masalar, minderler, etrafta kalabalık, ara sıra gelen gelin ve  damatlar tam bir düğün havasını yaşatıyor. Düğün fotoğrafları için doğal platform da olan köprü üzeri cıvıl cıvıl. Işığın en yumuşak zamanı da olunca nefis manzaraya karşı içtiğimiz çayın üstüne köprüyü bir baştan bir başa dolaşıyoruz. Köprü, bulunduğu yerde farklı zamanlarda yapılan ve  tekrar tekrar yıkılarak günümüzdeki haline Mervaniler Döneminde gelebilmiş. O günden sonrada korunup, kollanmış.

 

  1. Gazi Köşkü ve Eyvan Gecesi

Köprüden dönerken, Gazi Köşkü’ne de uğruyoruz. Her akşam Eyvan Gecesi’nin de yapıldığı mekanda türküler eşliğinde güzel bir günü tamamlıyoruz. Geniş bir alanda bir tepe üzerine kurulu köşkün etrafında çeşitli mekanlarda yer alıyor. Düğün ve eğlence amaçlı hizmette verilen mekanlarda hafta sonu oldukça kalabalık.

 

  1. Hasan Paşa Hanı, Nefis Kahvaltıları

Gezimizin ikinci gününde Diyarbakır’ın kahvaltılarıyla meşhur olduğunu daha gelmeden duyduğumuz mekana Hasan Paşa Hanı’na geliyoruz. Hanın içinde birkaç tane mekan var. Biz balkonlu bölümden bir gün önce rezervasyon yaptırdığımız  Mustafa’nın Yeri’nde nefis kahvaltımızı yapıyoruz. Karşıda Kadir’in Yeri aşağıda da çeşitli hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar ve kafeler yer alıyor.

 

  1. Ulu Cami

 

Günün her saati önünde coşkun kalabalığın yer aldığı Cami’nin güzelliğini içeriye  girince anlıyoruz. Değişik zamanları yansıtan mimari geniş bir avlunun etrafına dizilmiş. Sadece burada oturup seyretmek bile insanı manevi açıdan doyuracak güzellikte. Özellikle etrafında yer alan sütunların güzelliği Helenistik dönemi anımsatsa da nereden geldiği bu binaya mı ait olduğu pek bilinmiyor. Sadece yapıyı dimdik ayakta tutan değişik tarzda ve zamanda yapıldığı belli olan sütunların yanında kemerler, kıyıda yer alan güneş saati, ortadaki eyvan ve mimari açıdan büyüleyen bina merakla dolaşan ziyaretçiler ilgimizi çekiyor. Arka kapısından çıkarken yanında yer alan Zinciriye Medresesi’nin de kapalı kapısından şöyle bir bakıp geçiyoruz.

 

  1. Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi ve Ziya Gökalp Müzesi

Dar sokaklardan, tarihi yapıların önünden geçerek Cahit Sıtkı Tarancı’nın evine geliyoruz. Burası da diğer yapılar gibi ama bir başka güzel. Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğup büyüdüğü ve ailesinin yaşadığı ev şimdi müze olarak hizmet veriyor. Şaire ait eşyalar ve bakımda olan Ziya Gökalp’in Müzesi’ne ait eserlerinde bir arada sergilendiğini Ziya Gökalp Müzesi’ne uğrayınca öğreniyoruz. Bölgede yaşanan çatışmalardan dolayı Ziya Gökalp Müzesi zarar görünce eserleri korumaya alınmış, yaklaşık bir yıla yayılan restorasyon çalışmalarına da başlanmış.

 

  1. Ara Sokaklar, Tarihi yapılar ve Hoş Mekanlar

Ara sokaklarda dolaştıkça tarihi mekanlar ve avlularında yer alan kafelerde soluklanma molası veriyoruz. Bu güzel yapılardan biri de İskender Paşa Cami ve avlusu. Ara sıra küçük ve değişik mekanlarda bizi çekiyor. Bazen karşımıza güzel yapılar çıkarken bazıları terk edilmişliğin soğuk yüzünü yaşıyor. Sokakta oynayan çocuklar, sevimliliğiyle fotoğraflarımıza da sızıyor. Hemen poz vermeye başlayınca dayanamıyor anı ölümsüzleştiriyoruz.

 

  1. Diyarbakır Kent Müzesi

 

Sokaklardaki tabelaları takip ederek bir başka güzellikte cezbedici binaya Kent Müzesi’ne doğru ilerliyoruz. Müze Eski bir konak olan  Cemil Paşa Konağı’nda  hizmet veriyor.  İki bölümden oluşan konağın,  haremlik ve selamlığında yer alan eserler  Diyarbakır’da yaşayan yerel halkın geçmişten günümüze kültürel zenginliklerini  sergiliyor.

 

  1. Hevsel Bahçeleri

 

Dicle’nin gücü toprağın bereketiyle buluşup verimli alanlara dönüşmüş. Yüzlerce yıl yaşayanlara bolluk bereket getirmiş. Surlardan, On Gözlü Köprüye doğru uzanan uçsuz bucaksız topraklarda yeşeren besinler bugün en  büyük gelir kaynağını oluşturuyor. 2013 yılında Dünya Miras listesine girmeyi başarmış.

 

  1. Ulaşım

Şehre gelmek için en kolay yol havayolu tabi bizim gibi uzaktan gelenler için geçerli. Büyük ve donanımlı havaalanı yolculuğumuzda oldukça rahat bir ortam sunarken hem havaalanından şehre, hem de şehirden havaalanına ulaşım da oldukça kolay ve sudan ucuz. Her 20 dakikada kalkan Z2 otobüsleriyle gayet  ucuza seyahat ediyorsunuz.

 

Dar sokaklarında uzun bir süre dolaşıp değişik yapıların fotoğraflarını çekip, yerlisiyle ara sıra yaptığımız muhabbetin ardından şehirden ayrılık vaktimiz de geliyor. İki güne sığdırdığımız gezimizde, merak ettiğimiz zaman mefhumundan bir türlü gidemediğimiz Malabadi Köprüsü, Antik Kentler, tarihi dokuların izlerini de başka zamana saklıyoruz.

 

Geziden Geriye Kalanlar ise;

Hasan Paşa Hanı’nda yaptığımız binbir çeşit kahvaltı,

Dar sokaklarında kaybolmayı düşleyişimiz,

Kısa süreli de olsa yorgunluğumuzu alan menengiç kahvesi ve Süryani Şarabı,

Sonbaharın renkleriyle coşan Hevsel Bahçeleri,

Davul zurnanın nağmeleriyle baştan başa yürüdüğümüz On Gözlü Köprü

Geceli gündüzlü yediğimiz ciğerler, çiğköfteler,

Hala yukarılara tırmanacak kadar genç dinamik oluşumuzun vermiş olduğu haz,

Tarihi konakların büyüsü, ünlülerin müzeleri, bıraktığı eserler,

Sokakta oynayan çocuklar,

Türküler, anılar, yürünen yollar…

Hepsi ama hepsi bizde kalanlar. Tekrarını yaşamak dileğiyle.

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*