JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Şelaleleriyle Düzce- Cennetten Bir Köşe

Yazan

Mis gibi fotoğraflar çekmek, temiz havayla kucaklaşmak, doğayla bütünleşmek için kafayı bozuyorum. Kilometrelerce yol yaptığım, birlikte gezmekten bıkmadığım, yol arkadaşımı da kandırarak ani bir kararla Düzce’ye yola çıkıyoruz. Hemen doğal güzellikleri keşfedeceğimiz güzel bir program hazırlıyorum. Ona da söylemiyorum! Tamamen sürpriz olsun istiyorum. İkimizde heyecanlı bir o kadar da meraklıyız. Ben gezi deneyimlerimizi yazarken, kendisi de dağı taşı ovayı kısacası her şeyi pinhole (iğne deliği) tekniğiyle çekiyor. Onun içinde güzel bir hediye oluyor… Şimdiden gönül gözüyle çektiklerini merakla bekliyorum. Dijitaller gibi değil tabi; banyosu, taranması, ıvırı, zıvırı çok ama sonuç mükemmel. Neyse lafı uzatmayayım gezimizi anlatayım.

 

 

Rotamız çok kolay İstanbul’dan otobana girip, Hendek’ten çıkıyoruz. Sonra Gölyaka’yı bulup, tabelaları takip ederek Güzeldere Şelalesi’ne geliyoruz. Gölyaka’ya yaklaşık 16 km uzaklıkta ve yüksekte, bu nedenle  biraz tırmanıyoruz. Rakım yüksek, manzara şahane, hava da mis!  Burası mesire yeri ve aynı zamanda tabiat parkı. Giriş ücretli. Hafta sonu olunca da çok kalabalık. Arabamızı park ettikten sonra şöyle bir etrafı dolaşıyoruz. Ziyaretçiler için her şey mevcut. Ağaçların arasına serpiştirilen masalar, ortada geniş alan; çoluk çocuk koşup oynayacakları şekilde ayarlanmış. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. ‘’Yok ben piknik yapmam sadece dolaşır, bir yerde otururum.’’ derseniz; yemeğinizi yiyip, çayınızı yudumlayacağınız yer de varken, konaklamak isteyenlere de hemen üstte bungalovlar da yapılmış. Biz şelaleyi dolaşıp, keyif yapanlar grubundanız. Bir iki çayın ardından solda yer alan tabelayı takip ederek, önümüzde aşağıya doğru dizilen ve tek tek inmemizi bekleyen merdivenleri sırayla aşıyoruz. En uca gelerek şelaleyle buluşuyoruz. Dediğim gibi burası da bayağı kalabalık. Fotoğraf tutkunları için çekim biraz zor, herkes kendini çekme derdin de! Keyifli bir durum yani.

 

 

Güzeldere Şelalesi; Güzeldere Köyü’nden geçen Bıçkı Deresi üzerinde yaklaşık 130 metre yükseklikten dökülen suyun coşkunun, yemyeşil farklı çeşitte ağaçların buluştuğu bir doğa harikası. Her ne kadar 130 metre deseler de pek inandırıcı gelmiyor. Daha alçak ama nefis bir manzara… Burada bayağı bir zaman harcıyoruz. Zaten programımızı da iki güne yaydık, kasmaya gerek yok. Şelaleden sonra hafifte gün ışığı yumuşamışken, yakında yer alan Efteni Gölü’ne gidiyoruz.

 

 

Efteni Gölü; Gölyaka ilçesine 5 km uzaklıkta yer alıyor. Şelaleye ulaşmak için çıktığımız yolları şimdi iniyor, ilçeden geçip, tabelaları takip ederek göle ulaşıyoruz. Göl büyük, kıyısında bir tane tesis var. Gözlem kulesinin de yer aldığı tesisi geçip, en güzel fotoğrafları çekeceğimiz yere doğru ilerliyoruz. Manzara nefis, nilüferler de sarı sarı açmış, kurbağalar sevincinden ‘’vırak vırak’’ nağmeleriyle karşılıyor. Uzunca bir süre kıyı bucak her gördüğümüzü çekiyoruz sonra kıyısında yer alan tesiste bir soluklanma molası veriyoruz. Yeni el değiştiren tesis sahibiyle işlerliğini kazanıyor. İsteyenler yemeğini yerken manzaranın da tadını çıkaracaklar. Bizim için şimdilik birer kahve yeterli, akşam yemeğimiz konaklayacağımız köy evinde bizi bekliyor…

 

 

Efteni Gölü; Düzce Ovası’na ait akarsu ağının birleştiği ve Büyük Melen kanalıyla Karadeniz’e döküldüğü ekolojik bir ağın dönüm noktasında yer alıyor. TEM ‘e 10 km mesafede. Gölün çevresi, sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve su kaynakları nedeniyle doğal yaşam içinde uygun bir ortam oluşturuyor. Göl, 30’u kalıcı olmak üzere 150 tür kuşa da ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda kuşların göç yolu üzerinde yer alırken; farklı ekolojik nitelikteki habitatlar, başta su kuşları olmak üzere değişik türden canlılara çok zengin bir doğal yaşam alanı sunuyor. Gün bitince konaklayacağımız Tekir Köy Evine doğru ilerliyoruz.

 

 

Tekir Köy Evi; Kaynaşlı tarafında Saz Köy’de yer alıyor. Hava biraz kararınca yaşasın internet diyerek, haritayla yolu bulmaya çalışıyoruz. Yol ayrımından sonra tabelalar bizi rahatlıkla konaklama alanımıza götürüyor. Hava kararsa da günü bitirmeden varıyoruz. Burası yemyeşil, doğanın içinde etrafında birkaç evin yer aldığı, çitlerle çevrili bir mekan.  Tesis; bir köy evi, iki adet müstakil konaklama alanı, yemek yenilip içilecek, zamanın büyük bir bölümünü ateş başında geçireceğimiz bölümden ve minnacık göletin yer aldığı sazlıktan oluşuyor. Karnımız bayağı acıkmış, hemen masamıza yerleşiyoruz. Sırayla yemeklerimiz geliyor. Öncelikle şunu söylemeliyim; burada her istediğinizi bulamazsınız. Abhaz kültürüne uygun yemek seçenekleri sunuyorken, yöneticisi de masanıza gelerek, kültürel yemeklerini gururlanarak sırayla tanıtıyor. Bol kişnişli, özel baharatlarla pişirilen yemekler nefis ve hafif. Yanında kara erik suyu da yemeğimize eşlik ediyor. Özel pasta dedikleri ekmeklerini de masaya koyuyorlar. Maalesef şöyle ekmek bandırıp yiyelim diyeceğiniz türden değil, mısır unuyla yapılan kek kıvamında bir hamur ancak lezzetli. Biz beğendik, belki herkesin damak tadına uygun olmayabilir, hem yemekler hem de ekmekler. Zaten burayı da özel kılan kültürel bir ortam olması.  Kebap arayanlar, illaki et olsun diyenlerin yolu buradan geçmiyor. Ortam keyifli. Bunların dışında içecek bulamıyorsunuz çünkü satmıyorlar. Yanınızda getirdiğiniz, içeceğinizi de size servis ediyorlar. Ortada yanan mangalın başında içeceğinizi yudumlarken, güzel bir müzik de eşlik ediyor. Diğer konuklarda neşeli ve samimiyse evinizdesiniz o zaman. Yol arkadaşımın doğum günü aynı zamanda; pastasını kesip, keyifli bir akşamı da geçirince, günü burada tamamlıyoruz.

 

 

Sabah güzel, bol çeşitli yine yöresel tatlarında araya serpiştirildiği nefis bir kahvaltıyla güne başlıyoruz.

İlerleyen saatlerde etraf bayağı kalabalıklaşıyor. Buraya sadece konaklamak için değil kahvaltıya gelenler de oluyor. Çoluk çocuk keyifli vakit geçireceğiniz bir yer. Günü bitirmeden kahvaltının ardından tesisten ayrılıyoruz. Hemen yakında yer alan Samandere Şelalesi’ne doğru ilerliyoruz.

 

 

Samandere Şelalesi, kaldığımız köye çok yakın. Biraz yükseklere tırmanmamız gerekiyor. Levhaları takip ettiğimizde çok kolay ulaşıyoruz. Nefis manzaraları seyrederek virajları aşıyoruz. Bir o kadar da güzel köylerden geçiyoruz. Burası da tabiat parkı giriş ücretli. Kişi başı 4 lira ödüyoruz. Öğrencilere biraz daha indirimli. Sonra yolu takip ederek aşağıya doğru süzülüyoruz.

 

 

Burası Samandere Köyü sınırları içinde olduğundan ismini de köyden almış. Tabiat Anıtı olarak da tescillenmiş. Şelaleyi gezmeye başladığınız andan itibaren bir kanyonun içinde değişik geçişlerle suyun coşkun aktığı bir filmin karesindeniz. Gerisi sadece sizin yaşayacağınız hisler. Gelenler geçenler, suyun coşkusu, her anı kaydetme dürtüsü kısaca her şey heyecanlandırıyor. Ağzınız açık seyrederek ilerliyorsunuz. Önünüzde uzayan bir kanyon, köprüler, merdivenlerle belirlenen yürüyüş rotasında bir süre yol alıyorsunuz.  Bitişe geldiğinizde, bu güzelliğin tadı sadece hafızanıza kayıtlı olarak kalıyor. Bir süre zihninizde dolaşıp duruyor.

 

 

Günümüze üçüncü şelaleyi de sıkıştırıp, dönüş yolumuzun üzerinde yer alan Harmankaya Şelalesi’ne doğru ilerliyoruz. İstanbul yönünde ilerken, Çaybükü’nü geçip, sağa doğru sapıp, Harmankaya Köyü’ne ilerliyoruz. Bir süre sonra yol bizi Melen Çayı’nın kıyısına sürüklüyor. Etrafta sesler, çayda rafting yapmaya hazırlanan grupların heyecanı bizi de sarıyor. Yol boyunca ara sıra seslerini bazen de kendilerini, suyla beraber coşkularını görebiliyoruz. Rafting için konaklama yeri Nehirevi’nin tabelasıyla beraber şelalenin tabelası da görünüyor. Giriş için bir uyarı ya da bilgi yok. Hemen tabelaların karşısında yer alan boşluğa arabamızı park ederek, kanyondan içeriye doğru giriyoruz.

 

 

Burası bir treakking rotası ve zor bir parkur. Kıyafetleriniz uygun olmalı, yer yer suyun içinde taşların, kayaların üzerinden ilerliyorsunuz. Yaklaşık 1 kilometre yürüyorsunuz. Yolun sonunda muhteşem bir güzellik sizi karşılıyor. Uzun bir süre karşısına geçip hem seyredip, hem de soluklanıyorsunuz. Önümüzde uzun yol ve yoğun bir trafik olmasa rafting de yapardık. Bir sonraki etkinliğimiz olarak düşlüyor onu ve kendimizi trafiğin kucağına bırakıyoruz…

 

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*