JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Rüdesheim Gezi Rehberi

Yazan

Almanya’nın Hessen eyaletinin başkenti Wiesbaden, Frankfurt’un hemen yanında ondan küçük ve  düzenli bir şehir. Ayrıca etrafı, üzüm bağları ve şaraplarıyla ünlü kasabalarla çevrili. Bunlardan biri de Rüdesheim, Wiesban’e de trenle bir saat uzaklıkta. Buraya gelmek çok kolay. İster Wiesbaden’den, isterseniz Frankfurt’tan her ikisinden de trenle rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Wisbeden’in merkez tren istasyonundan her 15 dakika da bir kalkan trenle, bize uygun saatlerde gidiş -dönüş bileti alıp, trene yerleşiyoruz. Biletimiz 12 Euro tutuyor, yolculuğumuz da yaklaşık bir saat sürüyor. Hem geliş, hem gidiş de bilet kontrolü yapılıyor, sakın biletsiz binmeyin yüklü ceza ödersiniz.  

 

Düz alanlar, yeşillikler boyunca kısa süreye yayılan yolculuğumuzun sonunda bizim kasabalardaki gibi  küçük ama sevimli tren istasyonunda iniyoruz. Ren Nehri kıyısına kurulu tarihin sayfalarından kopmuş şirin mi, şirin bir kasabadayız.  Burası oldukça popüler, hava da güzel olunca ziyaretçileri de çok oluyor. Bizim gibi günübirlikçiler de var, konaklayanlar da…

Gelince önce Ren kıyısında durup biraz etrafı seyrediyoruz. Gezeceğimiz yerleri  planlayıp, dolaşmaya başlıyoruz. Buraya hayat veren,  Ren Nehrin de tekne turları yapılıyor, tekneler de sırayla önümüzden geçiyor. Ayrıca uzun, bir haftaya yayılan bir programla nehir boyunca değişik kasabalara yolculuk da  yapabilirsiniz. Kıyı boyunca kasabaları, köyleri gezerek zaman geçirebilir, değişik bir gezi deneyimi yaşamış olursunuz.  Bizim gezimiz bir güne sığdığı için ancak Rüdesheim’ı keşfediyoruz.

 

 

Hava güzel, epeyce kalabalık var, biz de aralarına karışıyoruz. Mimari güzellikleri iç açıcı ve hoş. Masal dünyasında dolaşıyormuş tatta ve çekici. Dar sokakları ve binalarının şirinliği etkiliyor. İlk durağımız Şarap Müzesi oluyor. Geçmişten günümüze şarapların yapımında kullanılan araçlarla kısa bir yolculuğa çıkıyoruz. Müzenin içinden çok dışı bizi çekiyor. Bina şato gibi, bahçesinde ise 1700’lerden   günümüze kadar  kullanılan araçlar yan yana kronolojik olarak sıralanmış ve koruma altına alınmış. Müzenin girişi ücretli, bahçesinde dolaşmak serbest. Bizde serbestçe bahçesinde dolaşıyoruz.  Kısa bir süreye yayılı müze gezimizi tamamlayarak, kıyı bucak keşif yolculuğuna başlıyoruz. 

 

 

Sokaklarda dolaşırken, ara sıra şarap ikramlarını da kaçırmıyoruz.  Çilek likörüne kadar her seçenek var. Hatta  1 Euro ile değişik tatlarla buluşup ilerliyoruz. Bazı mekanlardan kulağımıza hoş müzik sesleri geliyor. Bir şarap evine girip, yol yorgunluğunu atmaya çalışırken, bize tabi ki bir kadeh şarap eşlik ediyor. Buraya kadar gelmişken, içmeden dönmeyelim değil mi? Hoş bir lezzet alınca, biraz kendimi şımartmak istiyorum ve ikinci kadehimi ısmarlıyorum. Unutmadan kadehler büyük, ağzına kadar dolu ve şaraplar ise oldukça hafif. Şaraplı muhabbetimiz bitince sokaklarla tekrar buluşuyoruz.

 

 

Yemyeşil, milimlik şaşmadan cetvelle çizilmiş gibi üzüm bağları etrafımızı sarıyor. Bağların üzerinde kısa bir yolculuk yapmak için teleferiğe biniyoruz.  Teleferik için bilet almak gerekiyor, teleferik çıkış yeri biraz kalabalık, sıraya girip biletimizi alıyoruz.  İki seçeneğimiz var; ya tek bilet alıp, tepeye kadar yolculuğu tamamladıktan sonra dönüşte üzüm bağlarının arasından, patikadan aşağıya süzülmek  ya da gidiş-dönüş bileti alarak turu  teleferikle tamamlamak. Biz gidiş dönüş bileti alıp, turu tamamlıyoruz. Geriye kalan zamanı başka yerleri gezmeye ayırıyoruz. Teleferiğe tek bilet 5 Euro, gidiş-dönüş 7 Euro.

 

 

Teleferikle, tepede yükselen Niederwalddenkmal Anıtına varıyoruz. Önümüzde harika bir manzara var. Nehir turu yapan tekneler ve sınırsızca uzanan üzüm bağlarının karşısına geçip,  muhteşem bir manzaraya karşı çimlere yayılıyoruz. Uzunca bir süre manzarayı seyrediyoruz. Her ne kadar birbirimizi anlamasak da aynı ortamda havayı soluyup, manzarayı seyrettiğimiz ziyaretçilerden yükselen farklı diller,  yanımızdaki içeceklerle keyfimize keyif katıyor.

Acıkınca yemek  yiyeceğimiz bir yer arıyoruz. Biraz etrafta dolaşınca bayağı mekan gözümüze ilişiyor. Biz biraz aşağılara inip ana caddedeki mekanları tercih ediyoruz. Gözümüze Türk lokantası ilişiyor, hemen girip, oturuyoruz ve memleket hasreti gidermek için birer porsiyon döner söylüyoruz. Mekan bizimkilerle dolu, ekmek arasında lezzetli döner ve yanında kola iyi gidiyor. Karın da doyunca  sokaklarla yeniden buluşuyoruz.

 

 

Hemen köşede minik trenle şehir turu var. Keyifli gibi gözüküyor ancak vaktimizin azaldığını anlayınca vazgeçiyoruz. Değişik dükkanları gezerek, biraz da alışverişle Rüdesheim gezimizi tamamlıyoruz.

 

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*