Gezgin Ruhu

Tasavvuf Adası – GALATA MEVLEVİHANESİ

’Gel, gel, ne olursan ol yine gel’’

Mevlana

Dolaşmayı en çok sevdiğim yerde Beyoğlu’ndayım… Bu seferki ne İstiklal, ne de o Beyoğlu’nun birbirinden güzel binalarının arasında dolaşmak. Biraz ruhsal yolculuk, tasavvufa doğru yol almak. İstanbul’da birçok Mevlevihanelerden özellikle biri var ki hem ilk oluşu, hem de hala dimdik ayakta oluşuyla bizi ‘’ gel, gel, yine de gel ‘’ sesleriyle çekiyor buralara…

İstanbul’un fethiyle bu güzel şehirde birçok Mevlevihane kurulmuş. Kasımpaşa, Beşiktaş, Yenikapı, Üsküdar, Bahariye ve bugün keyifle dolaştığımız Galata Mevlevihanesi… Bunlardan sadece Yenikapı ile Galata Mevlevihanesi dimdik ayakta !

İstanbul’un ilk mevlevihanesi olma özelliğini taşıyan  Galata Mevlevihanesi’nin yapılış öyküsü Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar uzanıyor. Fetihten tam 40 yıl sonra Fatih ve II. Beyazıt dönemlerinde sadarette bulunmuş vezür-ül azam İskender  Paşa tarafından temeli atılıyor. Ancak fetihten önceki dönemde burada Aziz Theodoros Manastırı olduğu biliniyor. 1940’lar da yapılan kazılarda MS 6. Yüzyıla ait lahitlere de rastlanmış. Mevlevihane’nin sarnıç olarak kullanılan bölümü de Aziz Theodoros Manastırı’nın izlerini taşıdığı söyleniyor…

Hıristiyan mahallesinde bir tasavvuf adası olarak da söylenen Mevlevihane, kapısını gayri müslümlere de açan bir sufi yuvasıymış. Bu nedenle İstanbul’a gelen oryantalist sanatçıların, yazarların da oldukça ilgisini çekmiş.

İstanbul’un fethinden 40 yol sonra başlayan mevlevihanenin öyküsü bugünkü şekline ancak kendisi de ‘’harici’’ bir Mevlevi olan III. Selim’le başlayan modernleşme hareketiyle 1791 yılında padişahında takdir ettiği Şeyh Galip Dede’nin döneminde gelmiş. Galip Dede Caddesi olarak da anılan Yüksek Kaldırım üzerindeki tekke, döneminde çok önemli bir tasavvuf ve kültür merkezine dönüşmüş.

Tasavvuf ve kültür merkezi olarak da tanımlayacağımız mevlevihanenin giriş kapısında hem içe hem de dışa bakan tarafta sultanların turaları bulunuyor. İçtekinde III. Selim’in, dıştakinde II. Mahmut’un, sekizgen bir iç plana sahip olan semahane kapısındaki turaysa Sultan Abdülmecid’e ait.

III. Selim’in, mevlevihanenin yapılışına katkısı büyük demiştim, bizzat açılışına katılmış. Semahane, derviş hücreleri, türbe, hazire, kütüphane, mescit, sebil, mutfak gibi bölümlerden oluşan tekkenin kuruluşundan kapanışına kadar post makamında 28 dede yer almış.

Yüzlerce yıllık haziredeki ‘’ sikkeli’’ mezar taşlarından da anlaşıldığına göre  onlarca dedenin yanı sıra tekkeye  bağlılığıyla bilinen ünlülerin de türbesi yer alıyor. Esrar Dede’den Ankaralı Şeyh İsmail Resuhi Dede’ye kadar birçok Mevlevi yatarken aralarında tekkeye bağlılığıyla bilinen ünlülerden Osmanlıya hizmet eden iki devşirme; ilk maatbayı kuran İbrahim Müteferrika ve Osmanlı ordusunda topçuluk teşkilatını modernize eden Humbaracı Ahmet Bonneval Paşa yan yana yatıyorlar.

Mevlevihanenin gayri müslümlere de açık olduğunu söylemiştim. Onların en ünlülerinden 19. Yüzyılın sonlarında İstanbul’u ziyarete gelen masallarıyla ünlenen Hans Christian Andersen ve ondan bir elli yıl sonra gelen ressam Mahmur söylenebilir.

İstiklal Caddesindeki bazı binalar gibi Galata Mevlevihanesi’nin de başına çok şeyler gelmiş. Bir dönem yapının bir kısmına  Beyoğlu Evlendirme dairesi inşa edilmiş. Semahane, vakıflar tarafından lojman olarak kullanılmaya başlanmış. Girişin hemen yanında yer alan Halet Efendi Kütüphanesi’de bir dönem Tünel Karakolu olarak kullanılmış. 1975 yılında Turizm Bakanlığı’na bağlanan Mevlevihane kapılarını tekrar Divan Edebiyatı Müzesi olarak açmış.  Mevlevihane,  2011 yıllında aslına uygun olarak büyük bir restorasyondan da geçerek Galata Mevlevihane’si olarak tekrar hizmete açılmış.

Pazartesi hariç haftanın her günü açık olan müzede çeşitli müzik aletleri, dönemlere ait mevlevi eşyaları ve farklı dönemlere ait eserler sergileniyor. Her akşam sema gösterileri düzenlenen müzede aralık ayında ise Şeb-i  Arus törenleri de yapılıyor.

Exit mobile version