Gezgin Ruhu

Kos ( İstanköy) Adası

20141004_165814

Aylardan Ekim hava güzel, ne sıcak ne de soğuk! Halikarnas’tan Ege’ye doğru salınırken yaklaşık yirmi dakikalık uzaklıkta  komşu ada, Kos’ta kendimizi buluyoruz. Ege’de bize en yakın ve en büyük adaya, kısa süren yolculuk sonunda ulaşıyoruz. Bodrum’un yansıması olan adada tek fark pasaportlu girişimiz. Adaya vardığımız an bizi bekleyen kalabalıkla karşılaşınca şaşırıyoruz! Kimisi araç, kimisi de konaklama ihtiyacımıza yardımcı olmak için oradalar… Ama biz kalacağımız yeri önceden ayarlamıştık, bu nedenle rahat bir şekilde ilerliyoruz Caterina House’a doğru… Temiz, sahile yakın ve çok ucuz…

Her yerde bizimkiler, bu yüzden yabancılık hissetmiyor, ortamın bir parçasıymış gibi doğal yaşıyoruz; çekinmeden , özgürce…

Yoğun turist akınından dolayı ada bayağı kalabalık . Çoğunluk Türk! Kimi adanın koylarında uzun soluklu tatil programına uyarken, kimisi (bizim gibi) geçiş amaçlı kullanıyor.

Adada ilk dikkatimizi Kale çekiyor. Kos Kalesi, tıpkı Bodrum kalesi gibi limanda ancak çok daha küçük. Kos’ta nereyi gezersek gezelim aslında Yunan ve Türk halkının inanılmaz benzerliğini düşünmüyor değiliz.

Kos deyince aklımıza gelen ilk isim, kuşkusuz tüm doktorların ve tıp tarihinin babası kabul edilen, Hipokrat. Çünkü tıp biliminin kurucusu Hipokrat bu adada 2400 yıl önce yaşamış. Ağacın da onun tarafından dikildiği rivayet ediliyor. Meşhur Hipokrat ağacı ise şadırvanın hemen yanında. Dünya’nın ilk hastanesi de burada kurulmuş. Bu hastanenin bir benzeri de İzmir Bergama’da. Adaya, özellikle turizm açısından en büyük katkıyı Hipokrat sağlıyor, dersem yanlış olmaz! Adanın hemen her köşesinde Hipokrat’a dair bir şey buluyor ve görüyoruz.

Tıbbın babası sayılan Hipokrat’in, öğrencilerine altında ders verdiği ileri sürülen 14 m çapında devâsa bir gövdeye sahip çınar ağacının gölgelediği geniş meydanda bulunan Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii, 1190 (1776) yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından inşa edilmiş. Caminin içini gezme şansımız yok ancak altında turistik eşya dükkanları yer alıyor. Etrafı bayağı kalabalık…

Çarşıda güzel bir konumda yer alan Caterina Hotel’den yukarı, eski yerleşim ( old town) yerine doğru uzayan yürüyüşümüz sonunda aniden meydanda Defterdar Cami beliriyor. Kos’ta bulunan camiden diğeri… O da meydanı süslüyor. Camiden aşağıya doğru indiğimizde antik kente ulaşıyoruz. İçinde yoğun bir kalabalığın dolaştığı kalıntılar arasında bir kaç kare yakalıyoruz.

Adanın çarşısında her sokakta farklı dükkanlara rastlıyoruz. Kendi tasarımlarını mı sergileyen ya da endüstriyel ürünler mi satan istersiniz ? Her türlü ürün satıcısına rastlamamak mümkün değil. Aralara gizlenmiş kafeler, dar sokaklar, tebessümlü yüzler, yorgunluğumuzu bizden alıp uzaklaştırabiliyor. Bazen  ara sokaklarda geçmişin izlerine rastlıyoruz. Günün sürprizi oluyor…

Vas Georgia Caddesi’ne doğru yürüyüşümüzün ardından yazları yoğun tatilcilerin dinlenme alanları plajlarla buluşuyoruz. Boylu boyunca yürürken içimize mis gibi havayı doyasıya çekiyoruz. Bu mevsim güzel yazı hayal bile edemiyorum. Yoksa Bodrum kadar kalabalık olabilir mi? Şimdiki dingin havasından eser olmayabilir…

Akşam antik kentin yanında dizili tavernalardan birine çöküp karnımızı doyuruyoruz. Garson ilgili ve bir o kadar da konuşkan. Yunan alfabesiyle masaya adımızı yazıyor, hoşumuza gitmiyor değil. Hafif kulağımızı tırmalayan taverna müzikleri, etraftaki kalabalığın fısıltıları geceyi tamamlıyoruz.

Sabah sekizde günü karşılarken, yeni destinasyona doğru yol almak üzere limana varıyoruz. Patmos bizi bekliyor, Kos geçici gözdemiz… Limana yaklaşan feribotla kısa süreliğine vedalaşıyoruz. Altı günümüzü geçireceğimiz Patmos’a doğru yol alıyoruz.

Bekle bizi Patmos geliyoruz…

 

Exit mobile version