JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Zirveye Doğru- Aladağlar

Yazan

Bir gün telefonum çaldı, ‘’ Aladağlar’a gidiyoruz, gelir misin?’’ dedi bir ses. Evet demeden, diyemeden hemen uçtum…Uzun zamandır aklımdaydı zaten.  Malzemelerimi kontrol ettim. Sırt çantam, matım, uyku tulumum, hava koşullarına göre kıyafetler, kask ve ayakkabım da olduğuna göre  çantamı hazırlayarak yola düştüm.  Yol uzun, geceden başladı serüven. Sabahın ilk ışıklarında Çamardı’na vardık.

Kısa süreli dinlenme ve kahvaltı molasının ardından Çamardı’da eşyalarımızı kamp alanına taşıyacak ekibe teslim ettik. Ekip dediğim, bu yörenin insanı, katırlarla eşyalarınızı belirttiğiniz yerlere taşıyorlar ve yine kamp bitince söylediğiniz saatte gelip alıyorlar. Siz sadece dağlarda özgürce dolaşıyorsunuz.  

Eşyalarımızı taşıyıcılara teslim ettikten sonra tırmanışa başlıyoruz. Sabahtan başlayan tırmanışımız öğleden sonra kamp alanına varışımızla son buluyor. Buraya kadar gelmek de öyle kolay olmuyor. Önce vücudun sarsılıyor. Rakım yükseldikçe nefes alışverişlerin sıklaşıyor. Oksijenin azalması hareketini yavaşlatıyor. Normalde bir gece konaklayıp ortam koşullarına göre vücudu alıştırmak lazım. Maalesef düzenli çalışan olunca ancak hafta sonu kaçamağı yapma fırsatı buluyoruz.  Biraz da şartları zorluyoruz. Eğer düzenli spor yapmayıp iyi bir kondisyona  sahip olmasaydık bunu zor başarırdık. Doğa sporları, bedeni zorlayan, iyi bir kondisyon isteyen dallar. Tırmanırken yol boyunca bizim gibi gönüllü birçok dağcıyla da ara sıra verdiğimiz soluklanma molalarında sohbet etme fırsatı buluyoruz. Kimisi ilk defa, kimisi daha önce birkaç defa gelmiş. Geneli gençlerden oluşan yol arkadaşlarımız farklı yönlere doğru kuracakları kamp alanlarına ilerliyorlar. Bizimki hemen Emler’in altındaki çeşmeye yakın.

Kamp alanına vardığımızda eşyalarımız çoktan gelmiş, bizi bekliyor. Taşıyıcılar bu konuda oldukça deneyimli ve ustalar. Bir ‘’oh!’’ çekip, çadırımızı kuruyoruz. Gündüz çok sıcak olan hava gece bir o kadar soğuk oluyor. Donanımınız uygun değilse geceyi donarak geçirirsiniz. Tırmanışa gönül verdiyseniz malzemeleriniz de koruyucu olmalı. Yani önce sağlık sonra kaliteli malzeme! Biraz yol yormuş, yakınımızdaki zirveye, Emler’e tırmanacak enerjiyi bulamıyoruz. Ekip ikiye ayrılıyor. Dinlenmeyi isteyenler ve zirveye ulaşanlar. İlk gün bazı arkadaşlarımız ilk zirvesini yapıyor, ben biraz rahatı sevenler grubundan dinlenmeyi tercih ediyorum.

Ertesi sabah güne dinç başlıyoruz. Gece biraz zor geçse de mis gibi hava kendimize gelmemizi sağlıyor. Ortam koşullarına göre hazırladığımız kahvaltının ardından eşyalarımızı hazırlayıp, bizi biraz daha zorlayacak Kızılkaya yönüne doğru tırmanışa geçiyoruz. Taşıyıcılar daha önce söylediğimiz zamanda gelip eşyalarımızı alacaklar, bu konuda rahatız. İhtiyacımız olan yiyecek, içecek ve birkaç eşyayla tırmanışa geçiyoruz.

Kızılkaya’nın eteğinde 3600’ler de ben gruptan ayrılıyorum. Çünkü kaya tırmanışı eğitimim yok, risk almak istemiyorum. Bundan sonrası tamamen seyirlik. “The Secret Life Of Walter Mitty “ filmindeki gibi ender rastlanan bir kar leoparını çekebilmek için saatlerce Himalayalar’ın tepesinde bekleyen Sean Penn tam da leoparı gördüğü an fotoğrafı çekmeyip, arkadaşına “bazı anların içinde olmak o kadar büyülüdür ki o anı yaşamak yerine fotoğrafını çekmek anın büyüsünü bozmaktan başka bir şey değildir. Ben anın içinde kalmayı, fotoğrafını çekmeye tercih ederim.” der. Tıpkı Sean Penn’in oynadığı filmin karesindeymişim gibi sadece anı yaşıyor, büyüsünden uzun süre çıkamıyorum. Hiçbir kare çekmeden, seyrediyorum… Önce bulutların tatlı geçişlerini, güneşin parlaklığını, biranda çakan şimşek ve ardından yükselen sesle yıldırımın düşüşünü seyrediyorum. Biraz yağmur, biraz ıslaklık, ara sıra üstümden geçen kara bulutlar ve aynı manzaranın tekrarı…Böyle geçen birkaç saat sonunda geriye dönüş başlıyor.

Bir yazıda okumuştum; “ Dağcılıkta zirve, çıkabildiğin en yüksek noktadır.” diye yazıyordu. Benim de zirvem 3600 ‘müş. Dağcı değilim, ilgiliyim sadece. Bu da ikinci tırmanışım. İlk tecrübemi Erciyes’te yaşadım. Yıllar sonra tekrarını Aladağlar’da yaşamak, keyifli bir o kadar da yorucuydu. Ne zorluk yaşanırsa yaşansın dağlarda olmak güzel ve huzur vericiydi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*