Yeniden Trilye

224
0

Mudanya’ya kısa bir uğrayıp çıkmamız sayılmazsa hafta sonu gezimizin son durağı Trilye’ydi. Günün geriye kalan zamanını buraya ayırdık. Burası eski Rum balıkçı köyü. Geriye kalan, zamana direnen yapıların çoğu da o dönemden kalma. Burası farklı dönemlerde üç farklı isme sahip olmuş; Tirilye, Trilye, Zeytinbağı. Rumların yaşadığı dönemde Tirilye ya da Trilye’yken kısa dönem  Mahmut Şevket Paşa olan köy, 1963’te  Zeytinbağı,  şimdilerde yeniden Trilye’ye dönmüş. Bursa’nın son dönemlerde en çok ilgi gören güzelliği de burası.

Tepede yer alan Çamlı kahvede Trilye’de  ilk durağımız. Gelenlerin çoğunluğu sabahtan kahvaltıyla başlayıp akşama kadar yerini korusa da bize göre bir kahve molası, çokça fotoğraf için vazgeçilmezimiz. Kahvaltıları da pek meşhurmuş bunu da söylemeden geçmeyeyim. Trilye’nin sırtlarından, denize nazır en güzel manzaraya da sahip olunca günün hangi saati ve hangi mevsim olursa olsun hep kalabalık.   Çünkü buranın manzarası çok güzel. ‘’Eh, dinlendik hadi gezelim!’’ dediğimizde de hemen Çamlı Kahve’nin önünden gezmeye başlıyoruz. Daracık sokaklarda aşağı doğru inerken, önümüze eski bir kilise çıkıyor. Yapımı çok eskilere dayanıyor. Yıkılmaya yüz tutmuş olan yapıya belli ki kimse el atmamış, yalnızlığına terk edilmiş. Biraz daha aşağıya indiğimizde bir başka kiliseyle karşılaşıyoruz. Şimdilerde kültür merkezi olarak hizmet veren yapı, diğerine göre oldukça bakımlı ve korunaklı.

Dar taşlı ara sokaklarda ilerledikçe küçük iki veya üç katlı birbirine yakın ve samimi evler önünden geçiyoruz.  Kışın yüzünü gösterdiği şu günlerde havalarda soğuyunca evlere kurulan ya camdan çıkan bacalardan ya da çatıdan yükselen dumanıyla sobaların çoktan yakıldığı anlaşılıyor. Buralarda  yaşam aynı ritminde akıp gidiyor.

Bu mevsimde yazın kalabalığından eser yok. Kapı önleri hemen hemen boş. Camların ardından  ara sıra gülen yüzler, meraklı bakışlar altında kalıyoruz.

Bazı evlerin altında zeytin ve zeytinyağı yapım atölyeleri hala eski geleneklere göre devam ediyor. Bazılarında da satış dükkanları yer alıyor. Satılan ürünler buraya özel küçük atölyelerde yapılan ürünler. Gülümseyen bir yüzle gelen geçenlere bazen sesleniyor, içeriye davet ediyorlar. Her ürünü ayrı ayrı tanıtıyor ve tatmadan geri göndermiyorlar.  Bir de üstüne minik fırınlarda mis gibi kokan ekmeklerde karışınca buranın tadına doyum olmuyor.

Bu sefer ki gelişimde beni en çok şaşırtan Taş Mektep oluyor. Burası Trilye’nin ikonu haline gelmiş mektep binası. Döneminde Neo klasik tarzda 1909’da yapılan binada 1924’e kadar eğitim sürmüş. Mübadeleden dolayı Rumların göçüyle boşalan okul Kazım Karabekir’in emriyle öksüz evine dönüşmüş. 1928’den 1988’e kadar ilkokul olarak hizmet veren binanın çatı ve cephesindeki sorunlarından dolayı boşaltılmış yalnızlığına terk edilmiş. Şimdi ise  restorasyon çalışmalarıyla hayat bulan bina kültür merkezine dönüştürülüyormuş. Dönüşümü bir sonraki gelişimize saklıyoruz. Merakla bekliyoruz.

Eski Rum köyü dedik, zeytincilik, şarapçılık dedik ve bunun yanında balıkçılıkta önemli yerini almış bile. Sahilde yan yana dizili balıkçılarda rakı balık keyfi yapmadan dönmeyelim. Her ne kadar internete yansıyan hizmetin yavaşlığı, fiyatların yüksekliği gibi olumsuzlukları okusak da biz birine girip çoktan yerimizi aldık bile. Fiyatlar makul geldi. Hizmet biraz yavaş. Çünkü eleman az. Yaz ve baharda yığılan kalabalığa az elemanla hizmet vermek gerçekten zor olsa da aralıkta sabredersek keyifli bir ortam oluşuyor. Trilye gerçekten keyifle dolaşılacak bir yer.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here