JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Yeni Yılda ALAÇATI

Yazan

 

İzmir Havaalanı’na indiğimiz anda bir yılı daha geride bıraktığımızı hissedebiliyoruz. Işıltılı ve bir o kadar da süsle karşılaşınca kutlama programının hemencecik içine düşüyoruz. Neredeyse havaalanının cazibesine kapılıp kutlamaya buradan başlayacağız . Gideceğimiz yer Alaçatı ve yeni yıla dakikalar kalmış. Gök delinmiş bardaktan boşalırcasına yağmur yağarken, havayı da kimsenin umursadığı yok. Sırılsıklam ıslanmaya rağmen eğlence dorukta! Adım atacak boş yer yok!  Gideceğimiz yere oldukça zor bir mücadeleyle ve  biraz da ıslanarak varıyoruz. Life Alaçatı’nın avlusundaki tentenin altına sığınıp, çalan müziğin ritmine kapılıp, coşkun kalabalığın arasında biraz ıslak, biraz da yorgun yeni yılı mutlu karşılıyoruz. 

Yaklaşık üç saatimizi burada ısınmak için oynayarak geçirip, tekrar kalabalık sokaklara dönüyoruz. Sokakta coşku aynı şekilde devam ederken, etrafta ısınmak için yakılan sobalar geçerken anlık da olsa içimizi ısıtıyor. Esnafın hayal ettiklerinden az kazanacağı görünüyor… Olsun yağmura rağmen ilgi yine de fazla!!! Meydanda yapılması planlanan konser de maalesef hava koşullarından dolayı bir başka güne erteleniyor. Eee, durum böyle olunca gençler ya tentenin altında ya da şemsiyenin… Kimisi de açıkta ıslanarak  farklı bir anı yaşama derdinde… Yüzlerde tebessüm olsa da ara sıra gecenin gerginliği bazı çiftlerin yüzüne yansımış olmalı ki, sokakta tatlı atışmalara da rastlıyoruz. Biz yolumuza bakalım evimize bir an önce varıp,  şömineyi yakıp, yeni yılı farklı karşılayalım…

Islanmış ve yorgun, şöminenin karşısında sabaha kadar sohbet ediyoruz. Yeni bir gün, yeni bir heyecan, görülecek yerler, çekilecek fotoğraflar bir o kadar da hikayelerimiz olacak…

 

 

Yeni gün tabi ki öğleye doğru başlıyor. Keyifle hazırladığımız kahvaltının ardından tekrar Alaçatı Sokakları’ndayız… Dün gece ki esintiden hiç bir iz yok ! Ne yağmura rastlıyorum, ne de kalabalığa… Günübirlik eğlenmek için gelenler dönmüş yuvalarına… Kısaca Alaçatı bizim, tabi  birkaç günlük, gerisi yerlilerine…

Eski evler, güzel mimari ve oturmuş esnaf kültürü hoş bir perspektif oluşturuyor. Yoğunluğun yaşandığı merkezden, yeni popülerliğini kazanan Hacı Memiş’e doğru ilerliyoruz. Burası biraz daha sakin, daha düzenli ve daha estetik… Boğmadan sakinlikle sunuluyor her şey. Zamanımın büyük bölümünü  burada bir kafede kitap okuyarak ya da bir arkadaşımla  güzel bir sohbet ile geçirebilirim… Dutlu Kahve’de içilen ada çayı ve güzel sohbet sonrası zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.  Yeni bir yılda yeni bir gece başlıyor. Dünden hiç bir izin kalmadığı bu gecede, sakin ve ışıl ışıl sokaklarda ilerliyoruz.

Yeni yılda ikinci günümüzde, güzel bir kahvaltının ardından yine yollardayız.  Urla, Seferihisar, panoramik manzaralar, bir kaç çekilen fotoğraf,  yoldan alınan mis gibi ev ekmeği ve içimde yeme heyecanı…  Urla’da Kadıovacık Köyü Kara Ahmet’in yerine geliyoruz… Düne göre hava daha yumuşak ancak üşümemek elde değil, malum sert geçen kış mevsimi… Karşılayan güler yüz, içeride yanan soba ve bizden önce gelen konuklarla sobanın etrafına ısınmak için yerleşiyoruz. Ortam güzel, sıcak ve samimi bir de üzerine söylenen çaylar, oh mis gibi…

Sıcağın vermiş olduğu rehavetle,  bu yöreye ait bol zeytinyağlı salça ve zeytin, çayın yanında çok güzel gidiyor. Yoldan aldığımız ekmek de başka bir tat katıyor. İçimiz ısınınca, biraz soğuk olsa da havaya aldırmadan bahçeyi keşfe çıkıyoruz. Önde bir salıncak, yanında ocak, etrafında masalar ve onları şefkatle okşayan zeytin ağaçları… Her yeriyle verimli, sakin ve huzurlu bir ortam… Huzuru aramak için öncelik verilecek yerlerden biri… Yazın nasıl da keyifli olur buralar. Biz sadece kışını keşfederken bir yandan da yazı hayal etmek güzel oluyor. Günler kısa, zaman çok çabuk tükeniyor.

 

 

Üçüncü günümüzde,  hanımlarında dillerinden düşmeyen Alaçatı pazarında soluğu alıyoruz. Birbiriyle yarışacak nitelikte mimari güzelliğe sahip evlerin önüne kurulu pazar, tek bir sokakla yetinmeyip birkaç sokağa yayılarak müşterilerini ağırlıyor. Yaza göre farklı kalabalığı ağırlasa da sebzelerin tazeliği, bir o kadar da ucuz oluşu gelenleri büyülüyor, tabii ki en başta beni!.. Giyim bölümü de ayrı güzellikte. Yaklaşık iki saatimizi burada geçirdikten sonra Alaçatı Port’a ulaşıyoruz. Alaçatı Port’a, bu bölgenin Venedik’i de deniyor. Kanallar, kanalların etrafına yapılmış evler bir biriyle yarışacak güzellikte. Evlerin önüne bağlanmış tekneler Venedik havasını sunarken, kanallarda yansıma muhteşem fotoğraflar sunuyor. Nefis, tek kelimeyle nefis!

Sokaklarda tatlı bir tını, ona eşlik eden soğuk rüzgar biraz dondurup biraz da eğlendiriyor. İçimiz ısınsın diye meydandaki bir pastaneye giriyoruz. Salep, ısınmak için en güzel içecek, bir de üzerine bol tarçın.. Sonra ıssız ara sokaklar ve evlerde akşam telaşı. Dolaşırken bir yandan binaların güzelliğini de değerlendiriyorum. Tarihi evlerin kültürel dokusu bozulmadan restore edilmiş, korunmuş. Ara sıra yeni binalar bu ahengi bozsa da, onlarında içlerinde eriyip gideceğini umarak, her araya sapıyoruz. Gece net poz alamasak da her şeyi kaydetme dürtüsü, çekme isteğine dönüşüyor. Antikacılar, kafeler, sohbet edenler, birbirinden zengin sesler, müzikler, hikayeler, uğultular, konuşmalar, bağırışlar duyuyor, kimi zaman da sessizlikle karşılaşıyoruz… Sokağın şarkısı, Alaçatı’yı anlatıyor bize. Kalabalıktan biraz uzaklaşınca bu sefer doğanın sesi gecenin ritmine karışıyor. Böylece bir gün daha bitiyor, tıpkı koskoca bir yıl bittiği gibi…

Son günümüze Çeşme Marina’dan başlıyoruz. Alaçatı kadar tarihi dokuya ve popülerliğe sahip olmasa da kendine has güzelliği var. Kıyıda yer alan  kafede geçirilen vakit, içilen salep ve havanın tatlı okşayışı günü yarılamamıza sebep oluyor. Biraz çevre gezisi yapıyor, Çeşme Altınkum’a varıyoruz. Ortada bir bank, çılgınca kıyıya vuran dalgalar ve eşlik eden rüzgar; ‘’Burada saatlerce kalın.’’ diyecek kadar davetkar. Biraz ilerlediğimizde bu sefer çevredeki üzüm bağları karşılıyor. Düzenli ve taştan örülmüş çiftlik evleri ve etrafında basamak basamak yükselen üzüm bağları… Bağ bozumu zamanı bir yere çöreklenmeli asmalardaki üzümleri ayrı ayrı sevmeli… Vakit yavaş yavaş bitmekte. Biten tek gün değil aynı zamanda tatilimizde! Dönüş vakti yaklaşırken tekrar gelmek niyetiyle Alaçatı’ya veda ediyor, evimize ulaşmak için İzmir Havaalanı’na ilerliyoruz.

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*