JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Yedigöller’de Sonbahar

Yazan

img_2186-kopya

Sonbahar denilince aklıma ilk Yedigöller geliyor. Uzun bir yolculuğa dayanırsak, doğayla ilk buluşma, ilk kaçış belki de en çok cilveleşip uzun uzun sarılıp birbirimizi doyasıya yaşayacağımız yer burası.

Yedigöller’e, Ankara İstanbul karayolunun 152. kilometresinden Yeniçağa ve 190. kilometresindeki Bolu il merkezinden kuzeye ayrılan yolla ulaşılıyor. Kış aylarında gelecekler için Mengen üzerinden ulaşım öneriliyor. Dar, kıvrılan, yarı asfalt yarı toprak yolda hele aracınız da büyükse vay halinize! Yolculuğunuz bir o kadar daha zahmetli oluyor. Olsun, yaşayacağınız anları düşleyerek uzun süren yolculuğun zahmeti bile yük olmaz size.

1642 hektarlık alanda yer alan Yedigöller Havzası, 1965 yılında milli park olarak korumaya alınmış. Havza, kayan kütlelerin vadilerin önlerini kapatması sonucu oluşan, yüzeysel ve yeraltı akışlarıyla birbirine bağlı, kuzeyden güneye 1500 m. mesafede sıralanmış 7 gölden oluşuyor. İsmini de oluşan bu göllerden alıyor.

img_2063-kopya

Yedigöller Milli Park alanına girdiğiniz anda sol tarafınız da Sazlıgöl, İncegöl sağ tarafınızda Nazlıgöl ve Kurugöl sizi karşılar. Sazlıgöl ve İncegöl nefis yansıma fotoğrafı çekeceğiniz ve kısa soluklu yürüyüş yapabileceğiniz alanı oluştururken, biraz ilerlediğinizde bu sefer Nazlıgöl ve Kurugöl karşısında dinlenirsiniz. Yer yer piknikçilerin ya da günü birlikçilerin yükselen mangal dumanlarına karşılık, araya serpiştirilmiş birkaç çadırın bu geceyi burada geçireceklerin de olduğunu size anlatır. Göle karşı kurulur, mangal kokusunun sindiği ekmek arası hazırlanan yemeğinizi yerken, bu güzellikler karşısında bir daha doyarsınız. Karnınız doyunca, ruhun yükselen açlığını hisseder, tekrar yollara düşersiniz.

img_2134-kopya

Patikadan ilerlediğinizde yol sizi doğru Dilek Çeşmesi’ne sürükler.  Sonra uzaktan kulağınıza dokunan suyun sesine sürüklenir, şelaleyle buluşursunuz.  Şelalenin etrafında bazen bir, bazen çok geline rastlarsanız şaşırmayın! Düğün fotoğrafçılığı artık doğa temalı… Fotoğraf çekmeye çalışan ekibin zorluğu ve yeni evlenenlerin mutluluğuna ortak olur, ‘’doğada gelin temalı’’  çalışmanın seyrine dalarsınız. Hava da biraz pusluysa şöyle bir içiniz ürperir,  birden karşınıza Pisagor Ağacı çıkıverir.

Önünüzde adımlayacağınız bayağı yolunuz varken, bir anda kampçıların alanına ulaşırsınız. Keyiflerine diyecek yoktur! Biraz geçince Derin Göl’le bakışır, ulaşınca şöyle etrafını dolaşmak ve bol bol fotoğrafını çekme isteğiyle yanıp tutuşurken, tek kişinin geçebileceği bir patikada ilerlediğinizi anlarsınız. Biraz ayağınız kaysa vay halinize!

img_2269-kopya

İlerideki seslerin yükselişinden asıl kalabalığın burada olduğunu anlarsınız. Kampçıların genelinin konuşlandığı ve en çok dumanın yükseldiği yere yani Büyük Göl’e ulaşırsınız. Sonra mı? Biraz doğaya karşı durur, havayı bu kadar kirletenlere kızar, tekrar geldiğiniz yöne doğru ilerlersiniz.

Bizim dışımızda buraların asıl sahipleri olan yaban hayvanları ayı, domuz, kurt, tilki, sansar, sincap, geyik, karaca, tavşan, kuşlardan yabani ördek, yabani güvercin ve keklik de bulunuyor.

Aynı zamanda bilimsel inceleme ve araştırma yeri olan çok sayıda bitki türünü de içeren milli park, yurdumuzun en güzel, karışık doğal ormanlarına sahip. Başlıca ağaç türleri olan kayın, gürgen, meşe, kızılağaç, akçaağaç, karaağaç, titrek kavak, sarı ve kara çam, köknar, fındık, ıhlamur ve dişbudak ağaçları yüksek boylu ve düzgün gövdeli yapılarıyla önünüzde uzayan güzellikleri sunar.

Gelince illa ki kamp mı, yapmak gerekiyor? Tabi ki hayır! İster günübirlikçilerin arasına karışıp onlardan biri olur, ister çevrede yer alan ve birkaç tane olan işletmelerde konaklar, doğanın içinde muhteşem bir hafta sonu yaşamış olursunuz.

Gelmek için en güzel zaman sonbahar ve aylardan kasım. Renklerin yavaş yavaş yeşilden uzaklaşıp, turuncudan kırmızıya, pembenin ve kahverenginin her tonuna dönüştüğü zamandır. Ya bu renklerin sudaki izleri, anlatılmayacak kadar güzeldir.

Zamanı durduracağınız, soluksuz, sadece doğayı yaşayacağınız yerdesiniz. Yoksa siz hala Yedigöller’e gitmediniz mi? Hadi, o zaman tam zamanı…

 

2 yorumlar

  1. Doğa tutkunlarına hafta sonu gezileri için güzel bir seçenek.

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*