JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Trakya’nın Ruhu- Pavli Panayırı

Yazan

Halk arasında ‘’ Sonbahar Panayırı’’ veya ‘’Pomak Bayramı ‘’ olarak adlandırılıyor, Pavli Panayırı.  Bir asırdan fazladır devam eden bu etkinliğin başlama yılı 1910! Biz de yıllardır devam eden bu geleneğin 109 uncusuna yetişebildik.

 

 

Pehlivanköy diğer adıyla “Pavli Panayırı’’ sadece gelenekleri yaşatan bir organizasyon değil, portre fotoğrafları için de açık hava stüdyosu gibi. Bu nedenle panayıra, Türkiye’nin dört bir yanından  fotoğrafçılar da akın ediyor. Her yıl Eylül ayının 2. Haftası Perşembeden  başlayıp, 4 güne yayılarak Pazar günü sona eriyor. 

 

Pavli Panayırı, Pehlivanköy’den geçen demiryolunun diğer tarafında kalan boş arazide kuruluyor. Panayırın tam ortasında büyük bir lunapark, etrafında ise  köylerden traktör kasalarıyla gelenlere park alanı,  meyhaneler, yemek yenilen mekanlar, giyim pazarı, çeşitli oyunların ve eğlencelerin düzenlendiği etkinlik yerleri yer alıyor.

Panayıra Pomaklar, göçmenler ve Romanlar ağırlıklı olarak katılırken, Trakya’nın farklı bölgelerinden gelen birçok insanla burası cümbüşe dönüşüyor. Romanlar ağırlıklı olarak lunapark ve eğlence kısacası şamata kısmıyla ilgilenirken, Pomaklar da birbirinden lezzetli yemeklerini sunuyorlar.

Buraya gelmek için İstanbul- Edirne yolundan Babaeski’ye kadar ilerliyorsunuz. Babaeski’yi geçince Pehlivanköy yol ayrımından panayıra ulaşıyorsunuz. İster özel aracınızla isterseniz grupla gelebilirsiniz. Biz Gebze Fotoğraf Atölyesi grubuna sızdık. Bayağı rahat ve keyifli bir yolculuk yaptık. Fotoğrafçı değilim ama gönüllüsüyüm, gelirken yol boyunca fotoğraf üzerine yapılan muhabbetin içinde yer alınca iner inmez de uygulamaya başladık.

Ayağınızın tozuyla ilk adımınızı yüz yıllık istasyona atıyorsunuz. Burası resmen açık hava stüdyosu.  Muhteşem kareler yakalarken trenin altında kalmamaya özen göstermelisiniz. Çünkü istasyon hala aktif, panayır da hemen istasyonun yanında kuruluyor. Girdiğiniz anda curcunanın içine düşmüş oluyorsunuz.

Gözümüzü ilk pazarında açıyoruz. Kumaşçılar, kıyafet satanlar, deneyenler, dolaşanlar, anı yakalamaya çalışanlarla dolu. Adım adım ilerliyoruz.

Çarçaput bölümünü geçince lezzet köşesi başlıyor. En meşhur yemek de kuzu çevirme. Buraya kadar gelip, yemeden dönmüyoruz. Hemen bir masaya yerleşip kendimize ziyafet çekiyoruz. Kuzunun (Trakya koyun eti en lezzetlisidir) yanında turşu, acıbiber biraz da salatayla doyuyoruz. Yol boyunca etrafa yayılan  kokulara doğru sürükleniyoruz. Buradan bir iki beden büyümeden çıkmak mümkün değil.

Ardından sebze meyve bölümü başlıyor. Burayı hızla geçiyoruz. Fiyatlara göz ucuyla bir bakıyor ve oldukça ucuz buluyoruz. Pazarın bitiminde yerlere gelişi güzel serili Romanların ikinci el pazarı başlıyor. Çoluk çocuk adete her yeri sarmışlar.

Asıl curcuna lunapark da! Bütün kalabalık burada. En çok fotoğrafçıların konuşlandığı yer de burası. Her an değişik kareler yakalamak için pusuda bekleyen, anı yakalayan, yakalamaya çalışan, eğlenen,  eğlenenleri seyreden, gelenlerden günün ilk siftahlarını yapmaya çalışan Romanlardan, kolundan tutup zorla oyun oynatmaya çalışan ne ararsan lunaparkta. En güzel günbatımı fotoğrafları da buradan çıkıyor. Ama havanın azizliğine uğruyoruz. Yakalayabildiğimiz kadarıyla yetinip yağan yağmurla ıslak ıslak evimize doğru ilerliyoruz. Her zaman yağmur yağacak değil ya, seneye mis gibi Eylül havasında yine burada olacağız.

 

 

 

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*