Serenad ( Livaneli)’la başladı her şey…

Aşk, hüzün ve tarih…

Sonra Şile’ye sürüklendik.

Yolumuz Saklı Göl, Ağva’dan da geçti. Sonu ise Şile’deydi !

Hava ne soğuk ne sıcak tam kıvamındaydı, derken biraz yağmur eklendi.

Şile Deniz Feneri’nde

Biraz yağmur ve biz

Kulaklarımızda Serenad ( Schubert) , dilimizde Üç Şiir (Nazım)

Gün bitti…

Yine bir roman, yine yollardayız. Bu sefer çok uzakta değil, hemen yakınımızda Şile’deyiz. Birbirimize yaklaşık bir saatlik uzaklıktayız. Bu sefer hikayemizi bir günlük yazıyoruz.

Erken saatte yollara düşüyoruz. Birazdan kurulacağımız sofrasının hayaliyle ilerliyoruz. İlk durağımız Saklı Göl. Havalar ısınmadan en güzel zamanı. Isınan havanın ardından yeşile bürünen doğayla buralar da bir o kadar kalabalıklaşacak. Daha şimdiden dokuzdan sonra ve pazar günlerinin kalabalığını biliyoruz. İlkbaharı hatta yazını hiç düşünemiyorum. Erken yollara düşüşümüz de ondan. Kimsecikler yokken keyifle kahvaltı yapmak, etrafın güzelliğini yaşayabilmek…

Saklı Göl, Şile’nin Kamandere Köyü sınırları içinde nefis bir doğa harikası. Yapay bir baraj gölü aslında. Gölün hemen girişinde büyük bir işletme karşılıyor. Kahvaltı içinde burayı seçiyoruz. Kamandere Saklıgöl Restaurant’ta, manzaraya karşı nefis kahvaltımızı yapıyoruz. Sonra etrafı keşfe çıkıyoruz. İlerledikçe trekking tutkunları için güzel parkurlar keşfediyoruz. Şimdilik kısa yürüyüş yeterli.

Duyduğuma göre havaların ısınmasıyla etrafını mangalcılar sarıyormuş. Dumansız, sakinliği cezbederken etraftan dumanların yükselişi bir anda hafızamdan geçiveriyor. Hemen siliyor, düşünmek bile istemiyorum. Kahve keyfi, çay keyfi, anlık fotoğraflarla yolumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Yaklaşık bir saat daha gidiyoruz. Bu seferki molayı Ağva’da Göksu Deresi’nin kıyısında veriyoruz. Buraya gelince zamanınızı ya Göksu Deresi’nde gezintiye, ya da kıyısındaki otellerden birinde keyfe ayıracaksınız. Bunların hiçbirini yapamazsanız, Ağva merkezde dolaşırsınız. Biz önceliği Ağva’nın sahiline veriyor, deniz fenerine doğru ilerliyoruz. Çılgın Karadeniz, hoyratça esen rüzgarı ve dalgalı deniziyle karşılıyor. Birkaç fotoğrafın ardından kahve molası veriyoruz. Üşümüş bedenlerimize sıcacık dokunuyor.

Sonra derede gezintiye çıkıyoruz. Yaklaşık yarım saat süren gezintide, dere boyunca sıralanmış otellerin önünden birer birer geçiyoruz. Her tarafta bir sessizlik… Belli ki konaklayanların gelme vakti gelmemiş. Issız halleri daha mı güzel?

Manzara güzel, oldukça cezbedici. Kimisinin geçmişi bayağı derin, kimisi daha yepyeni. Yeni açılacaklarda da hummalı çalışma devam ediyor. Sezona yetiştirme derdi, çoktan sarmış işletmecileri. Burada birkaç gün konaklamak eminim çok keyifli olur. Ama mevsim dışı tercihim, kalabalıktan uzak sadece burayı sessizliği yaşamalıyız. Şimdilik bir hayal olarak kenara koyuyoruz. Gün bitmeden Şile’ye uğruyoruz.

Şile’ye gelince hafif bir yağmur karşılıyor bizi. Yönümüzü deniz fenerine çeviriyoruz. En güzel manzaraya karşı kitabımızın son seremonisini yapıyoruz.

Kulaklarımızda Serenad (Schubert) , dilimizde Üç Şiir (Nazım)

Biraz yağmur ve biz

Gün bitti…

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here