JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Kıyıda Gizlenmiş Cennet- AMASRA

Yazan

Amasra, her ziyaretçisinin Safranbolu üzerinden gelmeyi tercih ettiği bir sahil beldesi olup önceliği hak eden muhteşem bir yer, bilemediğimiz o cennet aslında. Gerçi biz de aynı geleneğe uyup, bir gece Safranbolu’da konaklayıp, öyle yola çıkıyoruz.

Bartın’ı geçtikten sonra yeşilliklerle bezenmiş yolda bir süre ilerliyoruz. Buraya ‘’Aşıklar Yolu’’ diyorlarmış, sonradan öğreniyoruz. Yolun güzelliğine aşık oluyoruz. Daracık yol önümüzde kıvrılarak uzayıp gidiyor. Ara sıra karşı tarafta satıcılar, semaverde demlenmiş çaylar, bir masa birkaç sandalyelik dinlenme köşeleri görsek de diğer tarafta cılız akan bir dere bize eşlik ediyor.

Amasra’ya yaklaşırken yol birden genişleyerek, bizi uzun bir tünele doğru çekiyor. Büyük hevesle hazırlandığımız, tıpkı Fatih Sultan Mehmet gibi bir tepeden Amasra’ya bakıp; ‘’ çeşm-i cihan’’ diyeceğımiz yeri göremeden hop Amasra’ya varıyoruz. Meğerse iki farklı yoldan geliniyormuş . Biz maalesef yeni yapılan, tünelli yolu seçince manzarayı da kaçırmış oluyoruz. ‘’Dönüşte diyoruz’’ ama sadece sözde kalıyor. Önümüzde çok uzun bir yol var. Biraz hayal kırıklığıyla, yoğun kalabalığın kucağına düşüyoruz. Gelmek ve gezmek için doğru bir zaman değilmiş, gelince anlıyoruz. Çok kalabalık! Hafta sonu olunca etraftaki illerden havayı sıcak bulanlar serinlemek için gelirken,  turlarla gelip grupça dolaşanları da görüyoruz.

Girişte yer alan otoparka aracımızı koyar koymaz, yoğun kalabalığın arasına karışıyoruz. Girişte hemen sağda müze karşılıyor. Küçük bir bina ancak bazı eserler bahçesinde yer alırken, içeride de zengin bir koleksiyonu barındırıyor.

 

Hava sıcak önümüze ilk Küçük Liman Plajı çıkıyor. Bütün şezlonglar dolu görünüyor. Herkes denizde serinleyerek dinleniyor. Etrafa yayılan müziğin sesine bir de kalabalığın tatlı uğultusu karışıyor. Kıyıda yer alan kafelerden birine oturup, yol yorgunluğu bir çay içiyoruz. Onda bile boş masayı bulunca hemen çöküyoruz. Köşe kapmaca oyunu oynuyoruz.  O kadar kalabalık yani.

 

 

 

Biraz dinlendikten sonra  bu sefer kıyı boyunca geze geze Büyük Liman’a doğru ilerliyoruz. Çoğunluğunu hediyelik eşyaların  oluşturduğu Çekiciler Çarşısı’nın daracık sokağından etrafı seyrede seyrede  geçiyoruz. Sokak çok dar ve alış veriş tutkunları da burada.   Birkaç şey beğeniyorum ancak kalabalıktan bir türlü almaya yaklaşamıyor boş verip,   sokağın dışına çıkıyoruz.

Büyük Liman’a doğru açıldığımızda bir tarafından uca doğru uzayan kale, iskeleden kalkan tur tekneleri, ekmek arası balıkçılar yer alırken, sahilde belli bir bölümde  dizili sandallar, balık lokantaları ve denizde yüzenler, güneşlenenler yer alıyor.

 

 

Amasra denilince  akla ilk gelen şey balık ve salata. Bunun için balık mevsiminin olması enfes bir lezzet şölenini beraberinde getiriyor ancak mevsiminde değilseniz tabiki balığın yanında yöreye ait farklı yemekleri de tadıyorsunuz.  ‘’Ne yenilir?’’ derdine düşmeden farklı bir öneri de bizden sizlere,  Bartın Mantısı’nı da bir deneyin. İçinde kıyma ve pirinçten   hazırlanan bir harçla alışılmışın dışına çıkılarak biraz daha büyük   mantılar  salçalı ve yağlı sosla birlikte nefis bir lezzet sunuyor. Deneyin seversiniz, umuyoruz.

Karnımız doyunca doğru soluğu kalede alıyoruz. Tabi önce Çekiciler Çarşısı’ndan tekrar geçerek almayı düşlediklerimize bir kez daha bakarak ilerliyoruz. Ama kalabalık aynı yerde sadece kimlikleri değişmiş.

 

 

Kaleye tırmanırken iki tane kemerli geçitten geçiyoruz. Araçların buraya girmesi ve  tarihi yapıya zarar vermelerini doğru bulmuyoruz. Sadece yayalara açık olmalıydı! Ama maalesef her an çıkan araçlar rahat gezmemize biraz engel oluyor. Sürücülerin sabırsız halleri de durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Ya iki geçit arasında aniden çıkan iki katlı eve ne demeli? Tarihi alan içerisine yapılan bir ev. Burada biraz hüsrana uğruyoruz, keyfimizde kaçıyor. Ancak köprünün üzerinden manzaranın güzelliği olumsuz halimizi alıp, bizi uzaklara götürüyor. Tek kelimeyle büyüleyici. Karşıda Tavşan Adası uzansak dokunacakmışız gibi yakın, ufaktan gülümsüyor.

 

Kemere Köprüsü’nden sola doğru kıvrıldığımızda birkaç yerde yer alan seyir terasından bu sefer nefis köprülü manzara fotoğraflarımız oluyor. ‘’Burada beni bırakın  doyasıya seyrediğim.’’dediğim yer de burası.

Tam   Direkli Kaya’nın karşısındayız. Seyrediyoruz.  Uzaktan yüzenlerin, kayanın dibine konuşlananların cıvıltıları yayılıyor. Denizin en güzel girilecek yeri de sanırım burası. Tabi iyi bir yüzücüyseniz! En güzel günbatımı da buradan seyrediliyormuş. Maalesef biz o ana kadar kalamadık ama öyle bir haberin  kulağımıza fısıltısı geldi.

Büyük ve Küçük Liman’ın dışında denize girmek için başka seçenekler de var. Biraz dışarıya çıkmak gerekiyormuş. Bozköy ve Çakraz’da diğer seçenekler arasında.  Bir gün gelir lazım olur, yazın bir yere.  Bir daha gelmeyi  düşleyerek, iki nefeslik daha seyredip, önümüzde uzayan yolu düşünerek veda ediyoruz. El ayak çekilince, hafifte hava yumuşasın, yapraklar sararıp etrafa dağılınca, denizde coşkun dalgalarına kavuşunca HOP  buradayız.

 

4 yorumlar

  1. merhabalar, detaylı bir yazı olmuş tebrik ederim.

  2. Teşekkürler 🙂

  3. Merhaba, Geziniz ve yazınız güzel olmuş. Birkaç ek bilgi vermek isterim. Amasra’yı Boztepe adasına bağlayan Roma köprüsü Kemere Köprüsüdür. https://www.amasra.net/aktivite/kemere-koprusu/

    Kemerdere Köprüsü ise Amasra’nın iç kesimlerinde, Kuş Kayası Yol anıtı yol güzergahında bulunmaktadır. https://www.amasra.net/aktivite/kemerdere-koprusu/

    Ayrıca belirtmek isterim ki, Karadeniz’deki balıkların bollaştığı, sokaklardaki ağaçların yapraklarının sararmaya başladığı zaman geldi.

    Amasra’ya tekrar bekleriz. Amasra hakkında detaylı bilgi almak isterseniz https://www.amasra.net/ ‘i tavsiye ederim.

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*