JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Her Yol Roma’ya Çıkar

Yazan

img_1920

Roma ve yine Roma! Üçüncü gelişim, bıkmadan tekrar tekrar gideceğim beni tarifsiz etkileyen, tamamiyle kendimi ait hissettiğim şehir… Sanki evimdeymişim  gibi… Belki kültürü, belki tarihi cevabını söyleyemediğim birçok soruyu içimde barındırırken;  ‘’neydi çeken?’’ diye de sormadan edemiyorum. Koskoca bir imparatorluktan şimdi dünyanın uğrak şehri, en popüleri, milyonlarca  turisti çeken merkezi diyerek saymakla bitmeyen nedenleri de ard arda sıralayınca; belki bir değil birkaç kez gitmeyi düşlediğimiz büyülü şehir diyerek sıralayıp bitiriyorum. Gezimize, tarihin sayfalarına süzülmeden önce  daracık sokaklarıyla başlayalım, değil mi?

TARİH KOKAN DARACIK SOKAKLARINDA, o tipik Akdeniz insanı hararetiyle hızlı ve ani yükselen  ses tonları  kulaklarıma bir çok kez çarparken, kendimizden izler bulmaya çalışıyorum. Çabuk, hararetli yapımız, samimi ve sıcak kanlılığımız örtüşüyor. İstanbul’u yaşayan bizde de aynı duyguları hissetmenin gururuyla ilerliyorum. Fark var mı? Üzülerek ‘’yok !’’ diyemiyorum. Bizim yitip giden değerlerimiz, yapılarımız, tarihi ve doğal güzelliklerimizin karşısında daha az ama daha korunaklı bir oluşumla günümüze kadar gelişinin izlerini sürüyorum, biraz içim buruklaşarak!.

img_1726

 ŞEHRİN SOKAK ARALIKLARINI SÜSLEYEN taştan yolların duvar diplerine ya da kaldırım kenarlarına  yan yana dizili motorlar. Geniş bir model çeşitliliği içerisinde Vespa’dan tutun da farklı markalara doğru görsellik  oluştururken; açıkçası beni en çok Vespalar çekiyor. Daha korunaklı alanlarda saklanan sık sık karşılaşacağımız bisikletler de ikinci tercihi oluşturuyor. Hatta İtalyan filmlerine konu olacak kadar günlük hayatta önem arz eden bisikletler ile ilgili izlediğim ‘’Bisiklet Hırsızları ‘’ filmi de bir anda aklıma düşüyor. Biraz da otantik film sahnelerini hafızamın sayfalarında hızla dolaştırıyorum. Tabi o dönemde ki yaşam koşullarıyla şimdiki arasında oldukça farklılıklar var. Filmin öyküsü biraz içimi acıtsa da hemen zihnimden savuşturup şehrin sokaklarına kendimi bırakıyorum. Tabi otomobil, otobüs, metro da diğer tercih edilen ulaşım araçları. ‘’Peki şehre gelince bunlara ihtiyaç var mı?’’ diyeceksiniz. Benim gibi yürümeyi sevenler için tabi ki yok, belki Vatikan için tercih edilebilir. Ancak diğer yerlere ulaşmak için şehrin sokaklarını adım adım dolaşmayı öneriyorum. Roma için tek tercih “yürümek” olmalı, yoksa ziyan edersiniz!

img_1444

KOLEZYUM (COLESSEUM), Roma’ya tekrar gelmek için ilk nedenim.  Daha önceki gelişimde zaman yetersizliğinden giremeyip, kıyısında yüzüp ara sıra hayran hayran seyretmekle yetindiğim Kolezyum’u şimdi doyasıya geziyorum. Gelmeden önce ön araştırma yaparak tarihi hikayesini de okuyup öyle yola çıkıyorum. Hikaye biraz dokunaklı ve açıldığında binlerce insana eğlenceli anlar yaşatan zengin bir geçmişe de sahip. Ünlü İmparator Neron’u herkes tanır, ‘’Yakarım Roma’yı da yakarım!’’ diye devam eden, ünlü roma yangınına sebep olan kimisine göre en acımasız kimisine göre en güçlü komutan. Neron, tarihe nasıl kazınmışsa,  zamanında müsrifçe her türlü kaynağı kullanıp yaptırdığı sarayın izlerini ve aynı zamanda Neron’a olan öfkelerini bir nebze sindirebilmek ve silmek için amfi tiyatroyu yani Kolezyum’u getirip buraya kondurmuşlar. Sarayın yerinde şimdi yeller eserken, tarihe meydan okurcasına her türlü güzelliği sunan, Roma denilince de ilk akla Kolezyum geliyor.

img_1885

KOLEZYUM’a,  İlk bakışta büyülendiğimi söylemeliyim! İçeriye girdiğimde ise hayran hayran seyredip bir de üstüne saatlerce hayaller kurduğumda doğru. Farklı açılardan bakıldığında  özel, tarihi yerlerden biri. Şöyle gözlerinizi kapatıp, Gladyatörlerin dövüşünü düşleyin! Aynı anda 50.000 kişiyi alabilen arenaya 80 farklı kapıdan girildiğini, en kanlı en canlı gösterilerinde burada yapıldığını, kısacası hepsini düşleyin. Roma mimarisinin en iyi örneklerinden biri olan yapı, aynı zamanda Rönesans mimarisinin de ilham kaynağı olmuş. Girince dışarıya çıkmak istemeyeceğiniz, çıkınca da hayran hayran seyredip ara sıra fotoğraflarınıza yeni kareler ekleyeceğiniz.

(Amfi tiyatroya Saat 3 ‘e kadar giriş yapılırken, en son kapanış saat 5 ‘de.  İçeriye giriş için 15,50 Euro verdik. İndirimli bilet 10.50 Euro (18-25 AB vatandaşı) daha indirimli ise 4.5 Euro (18 yaş altı ve 65 yaş üstü AB vatandaşlarına)).

img_1462

ROMA FORUM ve PALATİNO TEPESİ hemen Kolezyum’un yanında tarihi kalıntıların yer aldığı alan. Roma’ya gelince görülmesi gereken liste başı yerlerden.  Hangi mevsimde gelirseniz gelin kalabalığı görünce ilginin fazlalığı sizi şaşırtmasın. Rutin her mevsim ilginin yoğun olduğu bu şehirde açık hava müzesi olan alanda, kalıntıların arasında dolaşmak, ilgili  kalabalığa karışmak,  uzaktan da Kolezyum’la kesişmek ayrı bir tat .

img_1513

  1. VİCTOR EMMANUEL MEYDANI, şehrin neresini dolaşırsanız dolaşın her an karşınıza çıkan heybetli ve bir o kadar da etkileyici yapının yer aldığı meydan. Bu heybetli yapıyı 1900 ‘ların başında 1900-1947 yılları arasında İtalya Kralı II. Vittorio Emmanuel’i onurlandırmak için yapılmış. Aynı zamanda İtalya’nın 1. Dünya Savaşı’na katılmasına katkı sağlayan ve başında komuta eden kişi. Yapının tamamı beyaz mermerden yapıldığı için İtalyanlar tarafından pek sevilmiyor. Anıtın önü geceli gündüzlü oldukça kalabalık ancak en güzel Roma şehir manzarasını da buradan seyredebilirsiniz. Binanın çatısına çıkan asansör için birkaç Euro ödeyerek bu güzel anı yaşayabilirsiniz. Nefis günbatımını seyredip bu anı ölümsüzleştirebilirsiniz.

İSPANYOL MERDİVENLERİ, şehrin en lüks caddesi olan bir ucu PİAZZA VENEZİA, diğer ucunda PİAZZA DEL POPOLO’nun yer aldığı, ünlü markaların satıldığı mağazaların yan yana dizildiği o meşhur VİA DEL CORSO CADDESİ’nden ilerleyip ulaştığımızda, nedense  aklımızın bir köşesini o vitrinleri süsleyen değişik tasarım ürünleri; kıyafetler, çantalar, ayakkabılar süslerken merdivenlere gelip öylece bakıyoruz. Çünkü restorasyon çalışmasından dolayı kapalı! Evet İspanyol Merdivenleri kapalı göremiyoruz. İki yıl önceki gelişimde,  bir gece vakti coşkun kalabalığın arasına karışarak, bağıra bağıra şarkılar söylediğim, sabaha kadar eğlenip hatta günün yorgunluğunu burada attığım o merdivenler kapalıydı. Öylesine bakıp hemen ilerliyorum.

img_1538

FONTANA Dİ TREVİ BİZDEKİ ADIYLA AŞIKLAR ÇEŞMESİ, Uzun süreye yayılan restorasyon çalışması sonucunda ortaya çıkmış bir gelin edasıyla herkesi başına toplamış hayran hayran seyrettirirken,  bir o kadar da fotografçıların coşkun kalabalığını seyretmek, cıvıltılarını dinlemek bile burada olmak için yeterli bir neden. Her gelişimde eksiksiz uğradığım bu yerde geleneksel hale gelen dilek seremonimi de ifa ederek ve yine her bulunduğum çeşmede dileğimi evrene, paramı da hiç düşünmeden havuza atıyorum.

img_1567

PANTHEON aslında tüm tanrıların tapınağı anlamına geliyor. Çapı 43 metre olan kubbesiyle Ayasofya yapılana kadar en büyük tek parça kubbeye sahip olmasıyla ünlüymüş. 7. Yüz yıldan beri kilise olarak kullanılan tapınak o dönemde bu şekilde bir kubbeye sahip olan binanın nasıl yapıldığı hayret edici.

img_1690

VATİKAN, Roma’da küçük bir alana yayılan Dünya’nın en küçük ama en önemli ülkesi diyebiliriz. Hala dünyanın merkezi anlayacağınız. Roma’ya gelip de burayı gezmeden dönmek Roma’yı gezmeden dönmekle eşdeğer.  Her gelişimizde girecekmişiz gibi bir hava içine girmeyin yanılırsınız. Önceki gelişimde her alana rahatlıkla girmeme rağmen bu sefer maalesef önemli bir tören nedeniyle ziyaretçilere açık değildi. Etrafında dolaşıp sadece uzaktan bakmakla yetinebildik. Burayı gezmek için bir gününüzü ayırmayı planlayın sonra San Pietro Meydanı’nda etkileyici yapıyı uzaktan seyrederek geziye başlayabilirsiniz. Meydan da bizi ilk karşılayan devasa yapı San Pietro Bazalikası. İsa’nın 12 Havarisinden biri olan ve ilk papa ünvanını kazanan San Pietro’nun adı verilmiş Bazalika’ya. Bazalika’nın içi dışından daha da etkileyici. Geniş bir alanı kaplayan Bazalika diğerlerine göre oldukça büyük ve bir o kadar da çekici. Çekiciliğini kılanda içerisindeki heykeller, resimler ve içeriyi zenginleştiren mimari değerler, incelikler. Bazalika’nın hemen yanında yer alan Vatikan girişinde ilginç kıyafetleriyle askerler İsviçreli ve Michelangelo’nun tasarladığı kıyafetlerle nöbet tutuyorlar. Bazalika, Vatikan Müzeleri ve meydanın dışında içeriye giriş yok. Gelmeden önce gezi ile ilgili ön araştırma muhakkak yapın. Burayı gezmek için birçok seçenek var. Birincisi; Vatikan turizm ofisinden belli bir ücret karşılığında tutulan rehberle gezebilirsiniz. İkincisi; Audio booklar alıp gezebilirsiniz, bunun için iyi bir yabancı dile sahip olmak gerekiyor, belki herkes için uygun olmayabilir. Üçüncüsü ise iyi bir araştırma yapıp kendi deneyimlerinize göre gezmek. Bu hepimiz için geçerli bir şık.

VATİKAN MÜZELERİ denilince ilk akla SİSTİNE ŞAPELİ geliyor. İlginin fazla olmasından dolayı önünde uzayıp giden  sıranın sonuna yerleşince, içeriye ne zaman gireceğinizi bile hayal edemeden kuyruktan çıkıp, hep merak ederek, bir daha gelmek için nedenlerime eklediğim ender yerlerden. Neyi merak ettiğime gelince, Şapeli’nin duvarlarını süsleyen Freskler ve beni en çok çeken Michelangelo’nun meşhur eseri Adem’in yaratılış öyküsünü anlattığı freski. Bunu şapelin tavanın ortasında  görebilirsiniz. Ayrıca Michelangelo’nun Kıyamet günü freski de yer alıyor. İçeride fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Sadece hafızalarımızı kazıyacağımız anlar yaşanıyor. Belli mi olur bir gün bana da kısmet olur.

img_1729

CASTEL SANT ANGELO, Vatikan’dan çıkıp Tiber Nehri’ne doğru ilerlediğimizde hemen karşımıza çıkan ve yoğun kalabalığın etrafını sardığı kale MS. 2. Yüzyılda Roma İmparatoru Hadrian tarafından kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak yaptırılmış. Daha sonra kale ve  hapishane olarak da kullanılmış. Hatta Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan burada hapsedilmiş. Bir efsaneye göre vakti zamanında kalenin tepesine bir melek inmiş. Bu nedenle Melekler Şatosu olarak da anılan kalenin çatısına çıkarsanız  eğer tepesinde Başmelek Mikail’in heykelini göreceksiniz. Bu rivayetten etkilenerek melek heykeli de yapılmış. ( Kaleye giriş ücretli ve 7 euro.)

img_1753

KÖPRÜLERİN BİRİNDEN DİĞERİNE doğru süzülürken Tiber Nehrinin kıyısında ara sıra köprü altlarında yaşayan evsizleri de görebiliyoruz. Yer yer ağaçların süslediği bu şehirde Tiber ‘in kıyısında gidebildiğimiz kadar gidiyoruz. Keyifli bir o kadar da huzurlu yürüyüş oluyor. İstediğimiz an şehrin karmaşasına karışabiliyoruz.

ŞEHRİN MEYDANLARINA süzülün ve etrafında yer alan kafelerde oturup zamanın akan ritmine ayak uydurun, gelen geçene de selam durun.

‘’NE YEMELİ ?’’ DİYENLERE öncelikli olarak PİZA söylemeli, her damak tadına göre zengin seçenekte mevcut. SİPAGETTİ ve diğer İtalyan tatlılarını da araya sıkıştırmalı. Roma denilince de dondurmayı unutmamalı; gelato!

NEREDE KALMALI? Sorusuna verilecek en güzel yanıt eski şehirde tabi ki ve özellikle Kolezyum’a yakın olursa her yere adım adım rahatlıkla ulaşırsınız. Havaalanı araçla yarım saat uzaklıkta. Gerisi kalmış, bir bilet almaya, bilet alıp şehri keşfe  hazır mısınız?

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*