JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Güneş’in ve Ay’ın Buluştuğu Yerler; VAN-BİTLİS

Yazan

Güneş doğarken Ay batar, Ay doğarken de Güneş, bu döngünün en güzel buluşma noktalarından ikisi olan şehirlerdeyiz, ikisi de Van Gölü’nün kıyısındalar. Amacımız bu buluşmayı izlemek, yaşanası güzelliği biraz tarih, biraz lezzet, bolca anıyla pekiştirmek. Gezimize de dillere destan kahvaltılarıyla meşhur şehrimiz Van’la başlıyor, soluğu da Sütçü Fevzi’de alıyoruz. Sofrada yok, yok…

 

Zaman kısıtlı gezecek, görecek yer ne kadar çok olsa da keyifle kahvaltımızı yapıyor, sonra iki gün sürecek turumuza başlıyoruz. Listenin ilk sırasında yer alan Muradiye Şelalesi’ne doğru ilerliyoruz. Yol yapım çalışmaları devam eden bölgede şelale girişi değiştiğinden biraz daha yolumuzu uzatıyoruz. Çalışmalar tek yolla sınırlı değilmiş, şelalenin etrafında da hummalı bir şekilde devam ediyormuş. Gözlerim o doğal halini ararken, bir anda etrafındaki değişim biraz hüzünlendiriyor. Belki bitince güzel olacak ama ben eski doğallığını seviyormuşum meğer. Şelaleye gelince asma köprüden hafif sallanarak (adrenalinin yükseldiği an bu an!) geçiyoruz. Etraf sil baştan yeniden düzenleniyor. Seyir terasları, yeşil alanlar, kafeler şimdiden şekillenmeye başlamış. Çehresi tamamen değişmiş. Etrafta çalışma devam etse de şelale aynı güzelliğiyle akıyor, huzur verici bir yer burası.

Şelaleden sonra yönümüzü Bitlis’e çeviriyoruz. Eski dokusunu hala koruyan şehrin daracık ara sokaklarında ilerliyoruz. Amacımız Bitlis’in meşhur ‘’Büryan Kebabı’’nı tatmak.  Saat 14,00’de hemen bitiyormuş, hiçbir yerde de bulmak mümkün değilmiş. Bu nedenle acele edip, yetişiyor ve tadıyoruz. Tek kelimeyle nefisss…

 

Mevsim sonbahar günlerde kısa olunca, günde erken bitiyor. Bu yüzden hızlı hareket edip, önümüzde tırmanacak uzun bir yol ve muhteşem bir güzelliğiyle bizi bekleyen Nemrut’a yönümüzü çeviriyoruz. Bitlis’e hayat eren iki dağdan biri Nemrut, diğeri de Süphan. İkisi de sönmüş  yanardağ. Biri krater gölleri, kayak merkeziyle ün salarken diğeri tırmanış için dağcıların vazgeçilmezi. Şimdilik listemizde Nemrut var, belli mi olur bir günde Süphan’a zirveye geliriz.

 

Nemrut’un eteğinden aracımızla tırmanmaya başlıyoruz. Yarısına kadar asfalt sonra elle taştan döşenmiş uzun dolambaçlı yolda yavaş yavaş ilerleyerek çıkıyoruz. Göle yaklaşmaya başlayınca yol sonbaharın renklerine bürünmüş nefis bir güzellik sunarak, Dünya’nın ikinci büyük gölü olan Nemrut Krater Gölü’ne ulaştırıyor. Burada İki göl var, biri sıcak diğeri soğuk. (Bu arada böyle rahat ulaşımı sadece bu aylarda yapıyormuşuz. Çünkü yazın burası iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık oluyormuş. Araçlarda asfalt yolun bitimine kadar çıkıyormuş. Sonrası tabana kuvvet yani. Bizim gibi de rahat bir şekilde fotoğrafta çekilmiyormuş. Ne diyeyim, şanslıyız!) Büyük ve küçük gölden ayrılınca geldiğimiz yolda ilerlerken solda beliren baca tabelasına sapınca bizi doğruca hala aktif olan sıcak buhar bacasına götürüyor. Sonra hava kararmaya başlayınca geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz. Kışın da buralar bir başka güzelmiş. Aynı zamanda burası Bitlis’in kayak merkezi. Aklınızda olsun nefis Van Gölü manzarasına karşı pistlerden aşağıya doğru süzülmek de bir başka güzel olur.

Sonra gece konaklayacağımız otele doğru ilerliyoruz. İki şehre hayat veren, Van Gölü’ne yerlisi deniz, biz göl diyoruz. Buralara gelirseniz muhakkak gölün kıyısında bir yerde kalın. Gündoğumu ayrı, batımı bir başka güzel. Eskiden aktif volkanik dağ olan Nemrut’un patlaması sonucu oluşan kraterde biriken suların oluşturduğu volkanik bir göl, Van Gölü. Hem Dünya’nın en büyük sodalı gölü hem de Türkiye’nin .

 

 

“Gece eğlencesiz olmaz” , diyerek bu sektörde gelişmiş ve nüfus bakımından bir adım önde olan ilçesi Tatvan’da günü tamamlıyoruz.

 

Ertesi gün bir başka güzel başlıyor. Tıpkı gezginlerin dedikleri gibi ‘’ Güneş’in ve Ay’ın her gün yıkanarak doğduğu yer’’, Van Gölü. Odamızın penceresine Güneş’in ilk ışıkları vuruyor. Hemen soluğu aşağıda alıyor, bu güzel anı hem seyrediyor hem de kalıcı hale getirip bolca fotoğraf çekiyoruz. Kahvaltının ardından yine yollardayız. Burada her yerde tarih yazılmış. İki gün değil, iki ay da dolaşsanız bitmiyor. Anadolu’nun kapılarının açıldığı yerler burası. Bu nedenle her yerde Selçuklu’nun izi var. Önce Urartular’la başlayan tarih öncesi serüven, Selçuklularla uzayıp, Osmanlıyla tamamlanmış. Bu nedenle Ahlat, önemli bir yer konumunda. Otelimizden ayrılınca yakındaki tarihi izleri sürmeye başlıyoruz.  

İlk sırada mağaraların yer aldığı,  eski yerleşim yeri  “Harabeşehir” var. Neolitik çağdan kalma en az 500 tane mağaranın olduğu da söyleniyor. Ahlat’taki doğal alanlardan olan ve mağara turizmi açısından önem taşıyan bu mağara kümeleri genellikle Harabeşehir ve Sultan Seyit dereleri, Kırklar Vadisi, Madavans Deresi, Yuvadamı Köyü civarında Gaban Deresi Vadisi ile Harabe Hulik Köyü’nde yer alıyor. Biz, Ahlat Selçuklu Mezarlığı’nın hemen yanında yer alan Harabeşehri dolaşıyoruz. Yerleşim olarak terk edilince bir dönem askeri mühimmat depoları ve soğuk hava depoları olarak da kullanılmış. Hala depo olarak kullanılan bölümlerde varmış. Gezilmeye, görülmeye değer yerler burası…

Hemen yanında yer alan ve geniş bir alanda adeta açık hava müzesi niteliğini taşıyan Selçuklu Mezarlığı’nı bir baştan bir başa geziyoruz. Sayıları bine yakın, Selçuklular’dan günümüze kadar bozulmadan gelebilen ve Ortaçağ Türk mezarlarını içeren, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Bitlis’in Ahlat ilçesinde yer alıyor. Uzun bir süreyi burada geçiyoruz. Her biri tek tek okunacak tarihi belge adeta.

 

Gölün öbür tarafına doğru ilerliyor, Akdamar Adası’na gitmek için Gevaş ilçesine geliyoruz. Kıyıda bizi  bekleyen motorumuza binince 15 dakikalık yolculuğumuzda başlıyor. Hafif puslu bir hava ve etraf oldukça sakin. Adaya adım atar atmaz merdivenleri tırmanıp kiliseye doğru ilerliyoruz. Adanın ve tabi ki yüzlerce yıldır dimdik ayakta duran kilisenin hikayesini merak ediyorsanız buradan ulaşabilirsiniz.

Akdamar Kilise’sini gezdikten sonra tekrar motorla geri dönüyoruz. Hava kararmadan, gün bitmeden Van Kalesi’ne doğru ilerliyor ve gezimizin finalini de burada yapıyoruz. Sonrası malum evli evine… Dönmeden önce son bir lezzetle, buraya has bir yemek olan  pilav üstüne tandır kebabını Merkez Et Lokantası’nda tadıp, gezimizi tamamlıyoruz. İki günde iki şehrin tarihi ve kültürel yerlerini gezmemizi sağlayan  ve  bize gezi boyunca eşlik eden bu yörenin yerlisi Anka Travel ailesi’ne de sonsuz teşekkürler…

 

5 yorumlar

  1. Muazzam yerler 😍ne güzel anlatmişsınız gitmiş gezmiş kadar oldum.Harika görseller.Daha nice uzun yollarınız olsun.Kalın salıcakla……👣📷🌎👋

  2. Muazzam yerler…..gitmiş gezmiş kadar oldum….harika görseller…..uzun yollarıniz olsun…..👣📷🌎👋

  3. Mine Gürer says:

    Sayenizde gidemediğimiz yerleri tanıma ve güzel fotoğraflarınızla görme fırsatı buluyoruz. Güzel gezilerinizin devam etmesi dileğiyle..

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*