Gölyazı

128
0

Uluabat Gölü’nde yedi adacıktan biri olan  Gölyazı’ya bizde uğradık. Hafta sonu gezimizde Cumalıkızık’tan sonraki durağımız burasıydı.  Aralık ayına ‘merhaba ‘ dediğimiz şu günlerde sıcak havalardaki kalabalıktan eser yoktu. Köyün yerlisi bir de biz sokaklardaydık. Hava yazdan çalma olunca keyfimize diyecek yoktu. Gölyazı’nın girişinden bindiğimiz teknelerle adacığı önce sudan sonra köprünün başından başlayarak karadan da fethetmiş olduk. Gölyazı’ya yeni renk katan tekne turları köyün girişindeki park yerinin hemen yanından başlıyor. Beş kişilik gruplar halinde yapılan turda önce sazlıkların arasından sessizce süzüldükten sonra adacığın etrafını dolaşmayla son buluyor. Belki diğer adaları arada sırada balıkçılar ve macera tutkunları doğa severler uğrayıp ziyaret ediyordur. Biz tercihimizi Gölyazı’dan yana kullandık. Oldukça uygun fiyata yapılan turları sakın kaçırmayın! Adaların en büyüğü Halilbey ardından Manastır, Arifmolla, Kız, Keremitçi, Terzioğlu ve Bulut olarak  sıralanıyor. Kısaca irili ufaklı yedi adalı bir göl Uluabat.  

Halkının çoğu balıkçılıkla geçinen Gölyazı’da eskiden Rumlar yaşarmış. Mübadele yıllarında tamamen adanın çehresi değişmiş. Geriye kalan anılar ve yaşam alanları.  Bir de köyün girişinde yer alan ve restorasyonla yeniden hayat bulan kilisede geriye kalanlardan. Köyün yerlisinden öğrendiğimize göre senede bir defa ayin düzenleniyormuş. Zaten köyün sokaklarında dolaşırken önce meraklı bakışlarla yaklaşan tebessümlü yüzler, nereden gediğimize kadar uzayıp giden sohbetleriyle dostane ev sahipliği yapıyorlar.

Gezerken önce sudan sonra da karadan keşfettiğimiz adacıkta, eskilerden kalan yapıların çoğu ayakta kalmayı başarırken, kalamayanların yerini yenileri çoktan almış bile. Araya sıkışmış kale burçları ‘yıkılmadım ayaktayım ‘ tarzında zamana şimdilik direniyor. Hazır kale burçlarından bahsetmişken buranın tarihinin çok eskilere dayandığını biliyor muydunuz? Apolyont (Uluabat’ın eski ismi) Gölü üzerinde bulunan ve arkaik dönemdeki adıyla “Apollonia ad Ryndacum” olan Gölyazı’da ilk yerleşimler antik çağlara kadar uzanıyor. Bir rivayete göre adaya, Bergama Kralı 2. Attalos’un karısı  Kraliçe Apollonis’e ithafen bu ismi verdiği söyleniyor.

Bir de köprünün başında tarihin vermiş olduğu yorgunlukla hafif yan yatmış ‘Ağlayan Çınar’ yükseliyor. Adını gövdesinden akan suyundan alan çınarın efsaneye göre hüzünlü bir aşk hikayesini içinde barındırıyor. Vakti zamanında burada yaşayan Rumlardan güzel Eleni ile Türk genci Mehmet’in ayrılığını anlatıyor gelene geçene… Çınarın, arkasından gözyaşı döktüğü aşıkların ayrılığının izleridir, gövdesinden akanlar…Hikaye derin ve hüzünlü.

Gölyazı şirin bir adacık, karaya bağlayan köprü olmasa her an gölün ortasında yüzecekmiş gibi duruyor. Özellikle gün batımında kıyısındaki balıkçıların sandallarıyla oluşan hoş görüntüler son dönemlerde fotoğraf tutkunların vazgeçilmezi oldu. Bu nedenle bahar ve yaz aylarında burası öncelikle fotoğraf tutkunların sonra da gezme sevdalıların vazgeçilmezi olunca kalabalığı siz düşünün. Hele de adacığa karşı tepeden çekilen gün batımı fotoğraflarıyla buraya akınlarda oldukça fazlalaştı. Daha önce o sıcak günlerden birinde bende buradaydım şimdi el ayak çekilince gelmek ve özgürce gezmek oldukça keyifliydi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here