JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

En Güzel Şekilde Batum Nasıl Gezilir?

Yazan

 

Geniş dümdüz bir arazi, upuzun bir kumsal. İnanamazsınız burasının Karadeniz olduğuna. Hemen bir adım ötesinde bizim topraklar; dik, engebeli bir arazi, yan yana iki farklı coğrafya. Batum, Karadeniz’in kıyısında bize de komşu bir şehir. Çok mu sevdim bilinmez, yolum iki defa kesişiyor. Sevdim tabi ki! Birincisinde karadan Artvin’den geçiş, ikincisinde direk Batum Havaalanı’na iniyorum. İki farklı zaman ve arasında da tam üç yıllık bir ara.  Üç yılda şehrin hikayesi de bayağı değişmiş. Biraz daha gelişip, büyümüş ve daha çok ziyaretçi şehre uğrar olmuş. Sahilde yeni açılan lüks oteller, büyüyen parklar, yeni çok katlı binalar… Aslında üç farklı zamanlı bir şehir. Geçmiş, şimdi ve gelecek.  Neden mi üç zaman, anlatayım hemen;  eski Orta Avrupa mimarisi şehrin içlerine doğru hakim. Biraz sahile yaklaşınca Sovyetler’den kalma ghetto tarzı birbirinin aynısı binaları rahatlıkla görüyoruz. Şimdiki zamandan da uzaklaşınca, sahilde boy boy yükselen gökdelenler de gelecekteki görünüşü!!!

 

 ‘’Ne yapmalı, nereden başlamalı, nereyi gezmeli ?’’ gibi deli deli sorular kafada uçuşur, durur. Önce mis gibi Karadeniz havasını içinize çekin.

 

 

Geliş vaktiniz de erkense biraz dinlendikten sonra şehrin sokaklarına yavaş yavaş sızın. Ama günbatımından önce sahile gelin. Nefis bir manzaraya tanık olacaksınız. Benden söylemesi…

 

Kaldığınız otelden ya da turizm ofislerinin birinden şehir haritasını alınca sahili kaplayan, geniş kumsalın arkasına dizilmiş, yeşilliklerle bezenmiş, yer yer yapay havuzlar ve fıskiyelerin yer aldığı, denizle paralel sınırsız uzanan parkta, özgürce dolaşın. Her yeri spor yapılacak konforda düzenlenmiş. Tabii eğer baharda gelmişseniz, sahilde dolaşırken yaza hazırlık çalışmalarının da başladığını görürsünüz. Yazın diğer sahil şehirleri gibi nüfus dörde katlanıyor. Hemen cıvıl cıvıl bir şehir havasına bürünüyor. Kışın da sessiz ve sakinliğini koruyor. Gelinebilecek en güzel mevsim sanırım ilkbahar.

 

 

Parkın nimetlerinden faydalandıktan sonra denizden biraz uzaklaşarak parkın karşısındaki sokaktan içeriye doğru tarihi bir yolculuğa başlayın. Burada Orta Avrupa Mimari kültürünü sergileyen yapılar yer alıyor. İlk gelişimde çoğunluğu bakımsızlıktan yitirilmeye müsait bir haldeyken şimdi tamamen dimdik ayakta. Biri sihirli çubuğuyla dokunmuş. Sanki Batum’ a değil de Avrupa’nın bir şehrine gelmişsiniz gibi bir  havayı yaşatıyor. Ara sokakların caddeyle buluştuğu alanlarda geniş parklar meydanları süslüyor. En güzel meydanlarından biri de Avrupa Meydanı. Dört tarafını saran sokaklar ve onları taçlandıran yapılar. Bir de ortadaki havuzdan serinlik veren esinti, sizi buraya uzun süre bağlıyor.

Dümdüz ovaya kurulu bu kıyı şehrinde, sanki birileri cetvelle çizmiş gibi cadde ve sokakları ayırmış. Yetmemiş aralarına da güzel tarihi binaları kondurmuş.  

 

 

Sağdan ilerlediğinizde karşınıza Astronomik Saat çıkıyor. Sakın bir anda şaşırmayın ve kendinizi Prag’da sanmayın! Burası Batum, çılgın şehir! Tıpkı diğer kardeşleri gibi Orta Avrupa’nın yansıması olsa da onlar gibi dingin değil! Biraz hareketli !

Hemen makinelerinize sarılın çünkü bol fotoğraf çekeceğiniz yerlerden birisi, Astronomik Saat. Biraz daha derinliklerine girdiğinizde bu sefer Piazza Meydanı karşılıyor. Uzun uzun oturup, sohbet edeceğiniz,  hatta yetinmeyip yeni evlenenlere tanıklık edeceğiniz, en güzel meydanlardan birisi. Aynı zamanda şehrin açık hava konserleri de burada düzenleniyor. Etrafı  kafelerle ve zengin mimarik yapılarla çevrili. Hemen çıkınca Aziz Nikolas Kilisesi karşınızda. Aman dikkat, şehrin en yapışkan dilencileri de burada !!! Ee, her şehrin böyle gizli hikayeleri oluyor! Yine de dikkat edin!  

Biraz ileride, iki veya üç katlı binalar karşınıza çıkıyor. Bazı binaları asmalar sarıp sarmalamış. Binaları asmaların sarması, oldukça eskiye dayanan bir gelenek. Bilindiği gibi Batum, asmanın cenneti ve aynı zamanda ilk yetiştirildiği yer. Şehrin ara sokaklarında, balkonları sarıp sarmalayan asmalar; yazın sefasını sürerken, şehrin nimetinden de faydalanın diye yetiştiriliyor. Yeni yapılaşmalar şehre ve zamana meydan okurcasına göğe doğru yükselirken, şehrin bu güzelliklerini de silip süpürüyor. Hangisi güzel derseniz tabii ki ”geçmiş” diye haykırırım.

 

 

Karnınız acıkınca fazla dolaşmadan, şehrin en güzel yemeği ”Haçapuri’yi tatmak üzere ”Porto Franco ‘ya” gidin. Hoş bir mekan, içerisi de günün her zamanı tıklım tıklım dolu. Kalitesinden dolayı müşteriyi de mıknatıs gibi çekiyor. Haçapuri’nin yanında sunulan meyve gazozlarını da tadın. Eminim çok seveceksiniz.  Güzel bir yemek sofrasından Gürcü kahvesi içerek kalkın. Sonra mı, tabii ki sahile doğru ilerleyin. Karşınıza ilk çıkan  saat kulesi oluyor. Burası da yabancı değil, tıpkı İzmir’i çağrıştırıyor. Her yerde bizden bir iz, daha ne olsun gezmeye devam tabii ki…

Gezilecek bir diğer yer Kale. Sahilden bizim topraklara doğru ilerlediğinizde hemen karşınıza çıkıyor. Buraya gelmek için araç lazım. Biraz merkezden uzak.  Kale, Gaius Plinius Secundus döneminde yapılmış. 2. Yüzyılda da küçük bir Roma kenti haline dönüşmüş. Daha sonra Bizans egemenliği altında kalan kale, 1547 yılında Osmanlılar’ın eline geçmiş. 1878 tarihli Ayastefanos Antlaşması’yla Acara bölgesiyle birlikte Gonio, o tarihlerde Rusya İmparatorluğu’nun bir parçası olan Gürcistan’a katılmış. Kalede, Osmanlılardan kalan hamam ve konağın izlerini görebiliyorsunuz. Tarihi su kanalları, Osmanlı hakimiyetindeyken inşa edilmiş. Farklı uygarlıkların izlerini yaşatırken, değerli eserler Tiflis Müzesi’nde sergileniyor. Kalede küçük bir müze bölümü ve önünde atölye çalışmaları da yer alıyor.

 

 

Daha önce de dediğim gibi Batum,  üzüm bağları ve şaraplarıyla ünlü bir şehir. Şehrin içinde eski binaları sarıp sarmalayan asmalarda bunun en güzel kanıtı. Yörenin en iyi şarap üretim evi sayılan ”Ajara Wine House” a muhakkak gidin. Giderken yolunuzun üstündeki mesire alanına da bir uğrayın.  ”Bir soluklanma molası” diyerek,  Makhuntseti Şelalesi’ne gidin. Farklı bir ambiyans ile sizi büyüleyen bu doğa harikasının etrafı reçelci, balcı teyzelerle çevrili. Yazın buralar cıvıl cıvıl oluyormuş.  Serin, huzuru bulacağınız bir yer. Yola doğru indiğinizde, derenin üzerinde bir taş köprü ile karşılaşıyorsunuz. Köprüden karşıya geçince, aile işletmesi olan ahşaptan yapılmış bu mekanda saatlerce suyun sesiyle günü geçirebilirsiniz. İşletmecisi, Türk olduğunuzu duyunca, heyecanla Osman Paşa’dan bahsederken, Gürcü kahvesiyle de dostluğu kırk yıla taşıyor…

Ajara Wine House’a geldiğinizde önünüzde uzayıp giden üzüm bağları, yanında şarap üretim merkezi yer alıyor. Ana binanın bir bölümü de restaurant. Burada yemeğinizi yer, üretilen nefis şaraplar da tadarsınız. İsterseniz buradan da şarap alabilirsiniz.

 

 

Şehre geri dönünce hemen soluğu pazarda alın. İnanın ki, burada kendinizi  yabancı hissetmeyeceksiniz. Bu şehrin bir parçasıymışsınız gibi sevecen ve samimi bir şekilde karşılanıyorsunuz. Bu arada pazarda her şey organik.  Etten, peynire, sebzeye ve giyime kadar birçok seçenekte, gelen müşteriye hizmet veriliyor. Peynirci teyzeler, peynirlerini tattırmak için müthiş bir çaba sarf ediyorlar. Hatır, gönül kalmasın diye teker teker tatlarına bakıyorsunuz. Hatta yetinmeyip, satın bile alıyorsunuz. İsli peynirleri meşhur, almadan dönmeyin! Pazar sahilde yer alıyor, Saat Kulesi’ne de çok yakın!  İki katlı, uzun bir binada haftanın her günü hizmet veriliyor.

 

 

Gelmişken Botanik Park’a da bir uğrayın. Resmen yüzlerce çeşit floranın yer aldığı doğa havuzuna düşüyorsunuz. Her anını dolu dolu yaşayıp; kuş sesleri ve börtü böceğin eşliğinde yaklaşık iki üç saatinizi buraya ayırıyorsunuz.

Yükseklik korkunuz da yoksa şehre birde tepeden bakmaya ne dersiniz? O zaman teleferiğe binmelisiniz! Sizi alıp, Batum’un tepelerine çıkarıyor. Şöyle bir etrafı süzüp, uzaklara doğru dalıp gidiyorsunuz. Önünüzde dümdüz bir şehir, uzayabildiği kadar uzanıyor. Bir taraf zenginliği bir tarafta fakirliği simgeliyor, kısaca iki farklı dünyanın tam ortasındasınız. Sonra gelen teleferikle tekrar aşağıya süzülün.

 

Akşam olunca sahildeki Miracle Parkı’na gidin. Sizi orada bekleyen bir sürpriz var.  Saat ona yaklaşırken,  Azeriler’in ünlü halk hikayesinden esinlenilerek yazılan Ali ve Nino’yu canlandıran heykellerin de kavuşma saati. An ve an, hiç kıpırdamadan seyrediyorsunuz.  Birbirine kavuşmayı düşleyen,  iki sevgilinin mutluluğuna şahit oluyorsunuz.

Burada gece olunca hayat bitmiyor. Asıl, her şey gece başlıyor. Şehri cazip kılan casinolar. Çoğu turist casinolar için geliyor. Belki gezmeden de dönüyorlar. Casinoların, içi  tıklım tıklım dolu. Batum, mimari zenginliği, kültürü, yemekleri, şaraplarıyla ünlenirken, Gürcistan’ın  Adjara (Acar) özerk bölgesi olması nedeniyle de, casinolara oldukça yatırım yapılıyor. Bu yönüyle de her mevsim yüzlerce turisti çekiyor. Gündüz sakin bir hayat, gece tam zıttı, oldukça hareketli ve bir o kadar da ışıltılı yaşam sunuyor…

 

 

Güzel bir akşam yemeği için uygun bir mekan ararsanız size Gold Fish’i öneririm.. İçeriye girdiğinizde akşam yemeğinizi yiyebileceğiniz en güzel köşeye yerleşin. Bu sefer menüde balık var. Şehir, deniz kıyısında olunca balık yemeden dönmek olmaz, değil mi? Çarşıda, pazarda her yerde balıkla dostça karşılaşıp, selamlaşıyorsunuz… İsterseniz masanızı birbirinden farklı lezzette Gürcü mezeleriyle donatın. Balığın yanında iyi gidiyor. Ye, yiyebildiğin kadar mide fesadı olmadan da dönmeyin. Unutmadan ünlü gurmelerin de yolu buradan geçmiş, sunulan lezzet bakımından ünlü bir yerdesiniz yani!

Akşam yemeği için önereceğim bir başka mekan, sahilin farklı bir yerinde bize yani yakın tarafta yer alan ”San Remo”.  Yemeğe başlamadan, müthiş güzellikteki gün batımına tanıklık ettikten sonra Gürcü dansları eşliğinde yemeğinizi yiyin. Hem gözünüze hem de damağınıza hitap eden  bu mekandan birbirinden lezzetli yemeklerin vermiş olduğu  sarhoşlukla tekrar şehrin sokaklarına geri dönün.  

Gürcü halk danslarını izleyip, güzel bir akşam geçireceğiniz  bir başka mekan ise White Restaurant. Buraya kadar gelmişken muhakkak uğrayın. Sahilde yer alan değişik bir yapı dikkatinizi çekecek, görünce hemen anlayacaksınız çünkü ters duruyor. Keyifli bir gece sizi bekliyor.

Ayrılmadan şaraplarını da tadın, bayılacaksınız tadına. Nefis tek kelimeyle nefis! Almadan da dönmeyin. Şehrin sokaklarında dolaşırken şarap evleri sık sık karşınıza çıkacak. Hemen birine girip, almaya başlayın.  

 

Şehirde konaklamak için de seçenek çok. Bol yıldızlıdan, az yıldızlıya kadar geniş bir yelpazede diziliyorlar. Sahilde yükselen ışıltılı oteller biraz yüksek ve yapı olarak bana hoş gelmiyor. Ancak donanım ve hizmet mükemmel. Hepsinde de muhakkak casino var. Avrupa Birliğine geçmeden, kimliğinizle gidebileceğiniz son günler,  bu yakın şehre bir uğrayın yaw…

 

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*