JavaScript must be enabled in order for you to see "WP Copy Data Protect" effect. However, it seems JavaScript is either disabled or not supported by your browser. To see full result of "WP Copy Data Protector", enable JavaScript by changing your browser options, then try again.

Birgün Yolum Frankfurt’la Kesişirse

Yazan

 

Hiç hesapta yokken bir anda yolumuz Wiesbaden’le kesişince, buralara kadar gelmişken, zamanımız kısıtlı da olsa hemen en yakın şehir Frankfurt’a uğramadan dönmüyoruz.

Frankfurt, Almanya’nın en önemli şehri olduğu gibi  Hessen eyaletinin de beş şehrinden biri. Frankfurt am Main, Ren Nehri’nin bir kolu olan Main nehrinin kıyısına yayılmış. Hepimiz Frankfurt olarak bilsek de, resmi adı Frankfurt am Main olarak geçiyor. Çünkü Almanya’da Frankfurt olarak bir şehir daha var. İkisini birbirinden ayırmak için buraya Frankfurt am Main, yani Main üzerindeki Frankfurt demişler. Martın başında gelince hava da biraz puslu ve soğuk. İklim olarak tipik iç Anadolu. Hava açık olsa da ayazından içimiz ürperiyor. Biraz daha yaza kaydığımızda da sıcaktan durulmuyor; özellikle haziran ayı yaşayanların deyimiyle, sıcakların en yüksek olduğu dönemmiş. Şöyle gözlerimi kapayınca, parklarda serili gençlerle, birbirinden değişik müzik festivallerini birlikte hayal edebiliyorum. Zaten belli aralıklarda festivaller var, denk gelmek lazım. Bu sefer rastlayamadık ama bir sonraki sefer kaçırmamalı!

 

 

Main nehrinin iki kıyısında şehrin en ünlü müzeleri yer alıyor. Süremiz kısıtlı olunca müzeleri bir başka buluşmaya saklıyoruz. Giersch Müzesi, Museum of Applied Art, Museum of World Cultures, Museum of Communication ve Liebieghaus bu müzelerden bazıları. Frankfurt’un tüm turistik yerleri tarihi bölgesinde yer alıyor. Main nehri kenarında yer alan bu yapılar şehre ve şehri nehirle buluşturan alana da farklı bir renk katıyor.

Frankfurt; sanayi, fuar, ticaret, konferans, seminer, sergi ve sayısız organizasyonlara ev sahipliği yapan Almanya’nın gelişmiş şehirlerinin başında yer alırken, dünyaca ünlü fuar merkezi Messe’de burada.

 

 

Ticari hareketliliğin yanında, kültürel anlamda da ünlü tiyatro ve opera oyunlarının sergilendiği bir şehir. Bunun yanı sıra gece hayatı da oldukça renkli ve hareketli. Hafta sonu, hele bir de hava güzelse şehirde herkes sokakta desem yanlış olmaz. Şehrin en işlek caddelerinin birinde, kaldırımın ortasına kurulu piyanodan yükselen müzik, yoldan geleni geçeni büyülediği gibi, müzisyen de ilgi odağı oluyor. Müzikten fazla uzaklaşmadan köşede yer alan pastaneye girip, kendimize buranın ünlü pastalarından ziyafet çekiyoruz. Almanya denilince akla hemen pastalar, turtalar geliyor… Her milletten çalışanın yer aldığı pastanede Türk’e rastlayınca kendimizi evimizdeymiş gibi hissediyoruz. Sokakta rastladığınız her yüz kişiden biri mutlaka Türk çıkıyor. Türklerin yoğun yaşadığı şehirlerden biri de Frankfurt.

 

 

Pastaneden çıkınca etrafımızda yükselen gökdelenlerin arasında dolaşıyoruz. Kaiserstrasse’den Neue Mainzer Strasse’ye yürürken, yolda kocaman Euro heykelini  görüyoruz. Önünde bizim gibi başka yerlerden gelen meraklılar, durup bol bol anı fotoğrafı çekiyor. Şehrin simgesi haline gelmiş olan Euro heykeli yemyeşil alanın ortasında yer alıyor. Bu meydanın adı Willy-Brandt-Platz.  Burası aynı zamanda Bankenviertel denen, şehrin finansal merkezi olarak da biliniyor. Dev Euro’nun arkasında  Avrupa Merkez Bankası’nın bulunduğu 40 katlı Euro Tower da yükseliyor. Euro’yu da buraya boşuna dikmemişler. Avrupa’nın finans dünyası burada şekilleniyor.

 

Eski yapıların yer aldığı Römeberg Meydanı’na geldiğimizde 850 yılında Domplatz’da yapılan Katedral karşımızda bir anda yükseliyor. Şehri yüksekten seyredebileceğimiz kulelerden birisi de burası. 3 Euro’luk biletlerimizle, yaklaşık 200 merdiveni dizlere güvenerek çıkmayı göze alıyoruz. Şehrin gökdelenler bölgesinde daha kolay yükselebileceğimiz kuleleri olmasına rağmen bizi çeken mimari etkisiyle burayı tercih ediyoruz. Bizim Galata Kulesini çağrıştıran havasıyla Frankfurt’u önümüze seriyor. 360 derece dolanarak her yerinin ayrı güzelliğini kuşbakışı keşfedip, ardından o daracık, iki kişinin bile zor geçebildiği merdivenleri ‘’tıkır tıkır’’ tekrar iniyoruz. Şehirde bunun dışında üç kule daha var. Biri Main diğerleri Messeturm ve Silver   Kulesi.

Römerberg aynı zamanda şehrin tarihi merkezi. Binaları ilk görüşte orijinal sanıyoruz,  aslında binaların çoğu II. Dünya Savaşı’nda bombalandığı için yıkılmış. Aynı mimariyi koruyarak yeniden 1981-1984 yılları arasında, inşa edilmiş.

Eskiden, yeniye doğru yol alınca biraz gökdelenlerin arasında kayboluyoruz. Birkaç dakika önce geçmişin izlerini sürerken şimdi Manhattan sokaklarında dolaşıyor gibi bir atmosferin içindeyiz. Süremizin bitişiyle son bir kez şehre bakıp, vedalaşıyoruz. Bir daha ne zaman geliriz, bilinmez ama Frankfurt hep aklımızda, göklere yükselen binalarıyla kalacak…

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*